Son aylarda komşumuz
Yunanistan’ın aşırı agresif savaş uçağı tedarik sözleşmelerine şahit oluyoruz.
Sahip olduğu F-16’ları modernize etmekten tutun, Fransızlardan Rafale ve son
Amerikan teknolojisi F-35 en bilinenleri. Adalar Denizi’nin diğer tarafı, yani
biz; tarihin bir cilvesiymişçesine birden fazla cephede vatan savaşı veriyoruz.
Tarihin cilvesi diyorum çünkü adeta tarih tekerrür ediyor. 20. Y.Y.’ın
başlarında, selefimiz Osmanlı İmparatorluğu da birçok cephede var olma/varlığını
koruma mücadelesi veriyordu. O yıllarda da Yunan Yönetimi, emperyalistlerin
sıvazlamasıyla saldırganlığa curet ediyordu. Daha sonra sırt sıvazlayıcıları
tarafından yalnız bırakılan işgal güçlerinin, gerisin geri Akdeniz’in sularına
sığındığı (Ege o yıllarda Akdeniz olarak ifade edilirdi) hezimeti de tarih
unutturmaz. Sürünüyor zannedilen imparatorluk, Mustafa Kemal Atatürk
önderliğinde modern bir Türk Cumhuriyeti kurarak, Anadolu’daki kalıcılığını
perçinledi. Bugün de benzer süreçlerden geçiyoruz. Gene emperyalist saldırılar
ve gene onlar tarafından üzerimize sürülmeye çalışılan, halktan kopuk Yunan
Yönetimi. Gelin şimdi muharip hava kuvvetleri özelinde Yunanistan’ın tedarik
planlarına, Türkiye’nin mevcut durumuna ve kısa vadeli alternatif senaryoların
neler olabileceğine bakalım.

Şişirilen Yunanistan
Öncelikle belirtelim, bu
başlık ve daha sonraki başlıklarda bahsedeceğimiz platformların teknik
detaylarına çok ayrıntılı inmeyeceğiz. Mümkün mertebe herkesin anlayacağı bir
biçim, yazı geneline hakim kılınmaya çalışılacak. Başlayalım...
2017 son çeyreğinde Yunan Başbakan Çipras, ABD ziyareti sırasında sahip oldukları F-16 uçaklarının 85 adetini Block 70 Viper seviyesine modernize
ettireceklerini açıkladı. Bu programın içerisinde en önemli kalem, aktif elektronik faz dizinli burun radarının uçağa kazandırılması olacak. Bu yeni nesil radarı önceki nesillerinden farklı kılansa; daha uzun
menzilde, daha fazla unsuru tespit edip, daha fazla hedefe angaje olabilmesi.
Ayrıca elektronik taarruz ve elektronik destek
kabiliyetlerindeki sıçrama da cabası. Viper modernizasyon paketi, 4. nesil sınıfındaki F-16’ları 4,5. nesil sınıfına yükseltiyor. Ayrıca Yunan Yönetimi, modernize ettireceği F-16’lardan sökülecek bileşenleri de daha geri versiyon uçaklarına entegre ederek, zayıf düşen platformlarını da aktif savaşçılar haline getirme gayretinde. Yani Yunan F-16 filolarında ciddi ve yenilikçi bir tazelenme söz konusu. Tabi iş bununla kalmıyor. Libya, Doğu Akdeniz ve Suriye’de amansız şekilde karşımızda duran; hatta
alttan alta Batı Afrika topraklarında adeta karşılıklı diş gösterme/yoklama yaptığımız Fransa da Yunanistan’ın sırtını sıvazlamaya pek iştahlı doğrusu. Öyle ki
Yunanistan tarafından tedarik edilecek Fransız Rafale savaş uçaklarının 12 adedi bizzat Fransa’nın kullandığı uçaklar. Buna ek olarak 6 adet de Dassault firmasınca üretilerek sıfır olarak teslim
edilecek. Rafale uçakları doğuştan 4. nesil ötesi. Son güncellemelerle 4,5. nesil sınıfına yükseldiler. Gelişmiş radarı ve ileri düzey bir elektronik harp sistemi var. Çift motorlu, hızlı, uzun menzilli
ve yüksek silah taşıma kapasitesine sahip bir uçak. Ayrıca yapılan anlaşma neticesinde havadan havaya Meteor füzesi de bu uçaklarla beraber Yunan Hava Kuvvetleri’ne kazandırılacak. Menzili
konusunda resmi veri bulmak oldukça zor. Ancak iddialar arasında geçen en düşük menzil bile 100 km.’den fazla. Özellikle belirtmeliyim ki halihazırda Türk Hava
Kuvvetleri’nde bu menzilde bir hava-hava füzesi yok. Yani kısaca, Fransa’dan yapılacak bu alımla hem platform, hem de silah sistemi kalemlerinde
Yunan tarafı, bize karşı önemli bir koz elde edecek. Teslimatlar bu yaz başlıyor.


Gelelim son hamlelerine, F-35! Geçtiğimiz Kasım ayında Yunanistan, 24
adet F-35 tedariki için ABD’ye resmen başvuruda bulundu. Tabi Amerikalı Şahinler, Türkiye’ye karşı Yunanistan’ı şişirmek için başvuruya olumlu cevap
verdiler.
Artı ve Eksileriyle
F-35
Özellikle değinmek isterim, her ne kadar bizim kamuoyunda F-35,
zaafiyet abidesi gibi anılsa da gerçekler bu yaklaşımdan epey uzak. F-35 (Joint Strike Fighter/Müşterek Taarruz Uçağı) gelmiş geçmiş en büyük askeri proje.
Birçok gelişmiş ülke tarafından satın alınıyor ve gün geçtikçe talipleri de
sürekli artıyor. Askeri piyasada dolaşımda olan, birden çok ulusun kullanımında
bulunan tek gerçek 5. nesil savaş uçağı. Yüksek kabiliyetli radarı, düşük
görünürlük özelliği ve sürekli gelişime açık görev bilgisayarıyla bir savaş
uçağı olmanın ötesinde; aynı zamanda bir ileri karakol ve komuta kontrol
platformu. Zaten dikkatinizi çekmek isterim, her ne kadar S-400 dillendirilmiş
olsa da F-35’lerin Türkiye’ye teslimatını engelleyen esas faktör, kullandıkça
kabiliyetlerini keşfeden İsrail lobi gücünün ABD Kongresi’ndeki yoğun
baskılarıdır. Son birkaç yıldır İsrail, F-35 Adir
uçaklarıyla Şam yakınlarına çok kez saldırılar düzenledi. Havada
bu uçakları ne Suriye
Ordusu ne de bölgede konuşlu Rus güçleri farkedemedi. İsrail bu gibi pratiklerden elde ettiği verilerden yola çıkarak, son 10 yıldır ilişkilerinin oldukça bozuk olduğu Türkiye’ye bu kabiliyetin kazandırılmaması için çok uğraştı. Hatta sırf Türkiye’yi değil, daha birkaç ay önce “dostluk bağları” kurduğu Birleşik Arap Emirlikleri’ni uzun yıllardır men ediyordu
F-35 tedarikinden.
Anlaşılmasını
istediğim husus, F-35’in teknik açıdan mükemmel, ancak siyasi açıdan da bir o
kadar külfetli bir platform olduğudur. Şöyle ki; F-35 bir kulübün, bir güruhun
uçağıdır. F-35, ABD ile büyük oranda ortak çıkarlara sahip yönetimlerin silahıdır. Hatırlayalım, 1999 yılında projeye dahil olduğumuzda Türk-Amerikan ilişkileri, tarihinin en
yüksek
seviyelerindeydi. Ardından açılımlar, kumpas davalar derken, ABD sinsi sinsi Türk siyasetini
etkileyen bir gölge güce dönüşmüştü. Onlar nazarında Türkiye, bölgedeki hedeflerine ulaşma yolunda verimli
bir partnerdi. Ama sonra çatırdamalar vuku buldu. Türk Vatanseverliği Silivri duvarlarını yıktı, Türk Hükümeti 2015 yazında açılımı elinin tersiyle
iterek PKK’ya diz çöktürecek operasyonları başlattı. 1 yıl sonra 15-16 Temmuz gecesi Amerikan ajanlarını ordudan ve bürokrasiden ayıkladı ve hemen akabinde
Suriye’nin bölünmesini engelleyecek
Fırat Kalkanı Harekatı ile masaya yumruğunu vurdu. Bugüne kadar da karşılıklı çatışmalar süregeldi. Artık durum iktidar
siyasetini aşıp eksen değişimine yönelen bir devlet politikası halini aldı. Son sözle bu bahsi kapatalım. F-35, ABD ile aynı emelleri paylaşan ülkeler için mükemmel bir platform.
Ancak bizim gibi artık ABD ile yalnızca “sözde kalmış bir müttefiklik” ilişkisi olan ülke için, tedariki değerlendirilebilecek bir platform değildir.

2030 Odaklı Yunan Muharip
Jet Kuvvetleri
Kısaca tedarik programları neticesinde Yunan modern jet envanteri; 85 adet Viper seviyesine yükseltilmiş 4,5. nesil F-16, 18 adet çift motorlu 4,5. nesil Rafale ve 24 adet 5. nesil F-35 savaş uçağından oluşacaktır. Görüldüğü üzere Rafale sayısı 1 filodan biraz az, F-35 sayısı ise 1 filodan
biraz fazladır. Buradan da anlamalıyız ki birkaç yıl sonra bu platformlardan birinin sayısı muhakkak ek
siparişlerle artırılarak en az 2 filoya tamamlanacaktır. Mevcut modernizasyon planını F-35 üzerine kurmuş hava kuvvetlerimizin, ilan edilmiş yeni bir tedarik planı yoktur. Gelin şimdi aktif filolarımıza ve neler yapılabileceğine bakalım.
Faal Türk Muharip Jet Envanteri
Mevcut muharip kuvvet yapımız F-16 ve F-4
Terminatör 2020 uçaklarından oluşmaktadır. Bunların sayıları ise açık kaynaklarda 29 F-16 Block 50+, 71 F-16 Block 50, 102
F-16 Block 40, 36 F-16 Block 30 ve 30 civarı F-4 Terminatör 2020 olarak geçmektedir. Burada altını çizmek istediğim kısım, normal şartlarda F-4 uçaklarımız 2021 yılında faal
tutulmayacaktı. 2018’den itibaren
F-35’lerin envantere katılmasıyla 2020 sonuna kadar peyderpey emekli edileceklerdi.
Yarım asırdan daha eski
teknolojiye sahip bu uçaklar, artık modernizasyonlarla da çağa ayak uyduramıyor. Önümüzdeki 10 yıla dair kıyaslamaya eğileceğimiz için F-4’leri yok sayabiliriz. Belki güney sınırlarımızda terör mağarası bomblamaya
devam edebilir ama havada it dalaşına katılamaz.

Elde var 230 civarı F-16’mız. Devam etmekte olan Özgür Projesi ile F-16
uçaklarımızın modern ve milli
aviyonik sistemlerle donatısı sürerken bir taraftan da gövde ömürlerini uzatmaya dönük çalışmalar yapılıyor. En önemli proje ise 2018’de Aselsan ana yükleniciliğinde başlatılan aktif elektronik
faz dizinli burun radarı. 2021’de ilk prototiplerin denenmeye başlamasıyla takribi 2023-2024
gibi seri şekilde uçaklarımıza bu radar ve milli aviyonik sistemler
entegrasyonu ile ayrıca Tübitak SAGE’nin geliştirme faaliyetlerini sürdürdüğü Ulusal
havadan-havaya füze ailemiz Göktuğ Projesi sayesinde; Yunanistan’ın ABD’ye 1.5 milyar dolar ödeyerek yaptırıyor olduğu Block 70 yükseltmesini milli
imkanlarla yapabileceğiz. Yani 4,5. nesil sınıfına yükselecek uçaklarımız olacak. Tabi bu
program tüm uçaklarımıza uygulanamaz. Eldeki en güncel uçaklara uygulanacaktır ki ömür maliyet etkinliği sağlansın. Yani 29 adet Block
50+ ve 71 adet Block 50 modellere uygulanması kuvvetle muhtemel. Bu neticeyle elimizde 100
adet Block 70 F-16 olacak. Kalanlar ise Milli Muharip Uçak hizmete girmeye
başladıkça (ilk teslimat hedefi 2029) emekli edilecek.

Kısaca Önümüzdeki 10 Yıl
O halde diyebiliriz ki Yunan
Hava Kuvvetleri 127 adet 4,5. ve 5. nesil platformlara sahip bir jet kuvvet yapısı işletirken (3 farklı model: F-16, Rafale ve F-35), Türk Hava Kuvvetleri 100 adet 4,5. nesil platforma sahip bir jet envanteri
işletecektir. Üstelik yalnızca F-16’ya dayalı bir envanter. Kalan 130 civarı F-16’mızı bu kıyasa dahil etmiyorum, çünkü kıstasları yalnızca 4,5. ve 5.
nesil uçaklar üzerine
belirledik. Aksi değerlendirmede karşı tarafın da elinde eski F-16’lar, Mirage 2000 tipi uçaklar ve F-4’ler mevcut. Tüm buraya kadar yazdıklarımızdan çıkan sonuç, önümüzde gayet çetin bir 10 yıl var. Peki bu 10 yılı zaafiyet yaşamadan ve 2030 sonrası milli savaş uçağımızla da beraber görev yapabilecek bir alternatif platformla kapatmamız mümkün mü biraz
inceleyelim.
Olası Alternatif Çözümler
Bu başlık altında
inceleyeceğimiz uçaklar kısa vadede zayıf düşmemizi önleyecek, orta ve uzun
vadede ise milli savaş uçağımızı destekleyecek adet, özellik ve maliyetlerle
değerlendirilecektir. Yani asla hava kuvvetlerimizin muharip güç omurgasını
oluşturacak bir arayış içerisinde değiliz. Ortalama 1 filo 20 uçaktan oluşur.
4,5. ve 5. nesil modellerde kısa vadede Yunan tarafından 27 uçak geride
olacağımızı hesapladık. O halde olası tedarik edeceğimiz uçak alım adedimiz 1
filo olursa, farkı azaltmakla beraber hala geride kalıyoruz. 2 filo olması
halinde yumuşak bir üstünlük sağlamakla beraber, mali boyut dikkate değer bir
büyüklüğe ulaşıyor. 3 filo tedarik halinde ise rakibe net üstünlük kurmakla
beraber, milli savaş uçağı programımızdan mali kesinti riskine giriyoruz.
Arayışımız kısa vade geçişi ve uzun vade desteği sağlayacak bir amaç güttüğü
için 3 filo seçeneğini eliyoruz. Tek tehdit Yunanistan’dan gelmediği için,
İsrail ve Mısır’ın da agresif silahlanmalarından kaynaklı olarak; 1 filo
seçeneği de ihtiyacımıza tatmin edici bir karşılık veremeyecektir. Geriye
kalıyor en makul seçenek 2 filo.

Tedariki İhtimal Dışı Platformlar
Kamuoyunda kısık sesle dile
getirilse de İsveç orjinli Saab
Jas-39 Gripen ve Fransa orjinli Dassault Rafale tedariki, pratikte olası görünmüyor. Her iki
model de teknik açıdan arayışımıza uygun olmakla beraber, üretici ülkelerin çok uzun yıllardır Türkiye ile özellikle askeri aksiyonlarda gün yüzüne çıkan soğuk ilişkileri, adeta
klikleşmiş hasım tavırları, bir tedarik planını safdışı bırakıyor. Bu ülkeler dışında birçok modele sahip olan Çin endüstrisi de ihtiyacımıza cevap veremez. Çünkü daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere ciddi bir ekol farkı var. Yani şu dakika karar verilse bile bir Türk pilotunun Çin jeti uçurması için en baştan, harp okulu seviyesinden eğitimi gerekiyor. Haricen, silah ve elektronik sistem sertifikasyonu,
yedek parça stoğu, bakım ekiplerinin oryantasyonu gibi yığınla farklı yatırım ve zaman
gerektirmesi; 2 filo uçak için “attığımız taşın ürküttüğümüz başa değmeyeceği” bir sonucu doğurur. Üstelik, Rusya’ya kıyasla Çin ile askeri ilişkimiz, alışverişimiz oldukça alt düzeyde. Bundan dolayı sıfırdan yeni bir
sayfa açmamız gerekliliği, Çin jetlerini de
safdışı bırakıyor.

ABD Artık Devre Dışı (Olmak Zorunda)
Bizleri böyle bir tedarik
arayışına iten sebep, ABD’nin F-35’lerimizi vermemesi ve bizi hukuka aykırı şekilde projeden dışlamasıdır. Hal böyle olunca Amerikan malı F-15 ya da F-18’i değerlendirmeye
almamız akla mantığa aykırı düşer. Askeri havacılık ve savunma sanayi araştırmacısı Hakan Kılıç’a göre “Türkiye bu saatten
sonra F-35 dışında herhangi bir Amerikan tayyaresi satın almamalı.” Geldiğimiz noktada
zaten F-35 de artık mümkün görünmüyor. Fakat ABD
ile kapanmamış bir dosyamız var. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi, F-35 tedariki için 1.2 milyar
dolar ödeme yaptık. Bu paranın en verimli şekilde değerlendirilebilmesinin yolu ise eldeki F-16’larımız için yedek parça temini ve MMU projesinde de ilk edapta kullanacağımız F-110 motoru
temini öne çıkıyor. Bu konuda görüşmeler yapıldığı da zaman zaman basında yer buldu.
Samimi İlişkilere Engel Teknik Yetersizlikler
Tarihten gelen
mükemmel bir yakınlığımız var Pakistan’la. Uluslararası politikada karşı karşıya geldiğimizi hiç hatırlamıyorum. Askeri işbirliğimiz de gün geçtikçe artıyor. Bizden onlara Ada Sınıfı Korvet ve T-129 Atak
Helikopteri gidiyor/gidecek. Onlardan bize Başlangıç Eğitim Uçağı Super Mushak gelmekte. Bunların haricinde çok daha fazla
programlar olsa da ana konudan sapmamak adına onları es geçiyoruz. Çin teknoloji transferiyle Pakistan’ın ürettiği JF-17 Thunder savaş uçağı, son aylarda yeni
geliştirilen Block 3
versiyonu ile dünya askeri basınında yer buldu. Önceki modellere kıyasla en önemli yeniliği, aktif elektronik faz dizinli radara sahip
olması. Yüksek harbe hazırlık oranı, düşük ilk satınalım ve sürekli idame
maliyetiyle; kendi çapında verimli, tutarlı bir uçak.
Türkiye’nin talebi
halinde, Pakistan’ın kaynak koduna erişim konusunda kolaylık sağlama potansiyeli de çok yüksek. Ancak gelgelelim bu uçağın bize nitelik açısından kazandırabileceği pek bir şey yok. 2000’lere dayanan proje başlangıç tarihinde, temelinde ucuzlatılmış bir F-16 olarak
tasarlandı. Son versiyondaki gelişmiş radar özelliğini saymazsak; yapısal teknolojisi ve gövde özelinde en fazla Block 40 F-16 ayarında bir kabiliyette. E zaten envanterimizde 100’den fazla Block 40 F-16 var. 2 filo JF-17 Thunder almaktansa,
uçaklarımızın tamamına modern aviyonik entegrasyonu ve gelişmiş radar
entegrasyonu yapmak, hem vakitten hem de nakitten yana daha karlı bir çözüm olur. Sonuç olarak JF-17 Thunder, ihtiyacımızı karşılayamıyor.
Rusya’daki Fırsatlar
Sputnik Haber Ajansı’nın da sık sık yaptığı algı çalışmalarından ötürü, Rusya’dan savaş uçağı tedariki söz konusu olunca,
kamuoyumuz hemen SU-57’ye odaklanıyor. SU-57 Rusya’nın en modern savaş uçağı. Henüz asıl motoru hazır olmadığı için 5. nesil sınıfına giremiyor. 4++ olarak kabul edilen klasmanda.
Hızlı, çevik, yüksek manevra
kabiliyetli ve iyi bir NATO savaş uçağı avcısı olarak tasarlandı. Yaşanan mali problemlerden ötürü seri üretim başlangıcı sürekli gecikti ve anca
2021 Ocak’ta ilk seri üretim uçak hattan çıkış yapabildi. 76 adetlik Rus Hava Kuvvetleri
siparişinin tamamlanması 2028 yılını bulacak. Şimdiden talep etsek
dahi 2028 öncesi teslim almamız mümkün değil. Kaldı ki yerli savaş uçağımızın 2029’da teslim edileceği şu durumda, gereksiz macera olur SU-57. Peki başlıkta ima ettiğimiz fırsat ne? Belki fırsat ifademiz hoş olmasa da hem Rusya’nın satmak isteyeceğini, hem de alması halinde Türkiye’nin ihtiyacına cevap verebilecek
bir platform olduğunu düşündüğümüz için, SU-35’i fırsat olarak neşretmek istedik.


SU-35, 4,5. nesil, mükemmel
manevra yeteneğine sahip, hızlı, uzun menzilli ve ağır yük kapasiteli bir uçak. Temeli SU-27’ye dayandığı için de kendini kanıtlamış, teknik doygunluk seviyesine ulaşmış bir platform. Tıpkı SU-57’de olduğu gibi bir NATO savaş uçağı avcısı. Yunanistan’ın sahip olacağı Rafale’lere ek olarak; olası bir sürtüşme halinde İsrail F-15’leri ve Mısır Rafale’leri ile de çok rahat it dalaşı yapabilir. SU-35 iki farklı şekilde tedarik edilebilir. İlk seçenek doğrudan 1 filo satın alınması. Doğrudan satınalımda sayıyı az tutmamızın sebebi, mevcut kuvvet yapımıza tam entegre
edemeyeceğimiz (çünkü NATO dışı) için fazla adedin doğuracağı maddi ve lojistik yük problemidir. Diğer bir tedarik yöntemi ise; çok zor olmakla beraber 2 filo uçağın tamamen
mekanik olarak satın alınıp, aviyonik sistemlerin, burun radarının ve görev bilgisayarının yerli endüstrimiz tarafından entegre edilmesi olabilir. Bu şekilde hem mevcut
elektronik ağımıza dahil edebilir, hem de kendi silah sistemlerimizi takabiliriz.
Tabi Rus tarafının böyle bir teklife sıcak bakma ihtimali gayet düşük. 1.
sistemi tedarik ettiğimiz S-400’ün 2. sisteminde hala bir ilerleme olmamasının
en büyük sebebi; bizim talep ettiğimiz teknoloji paylaşımına Ruslar’ın yeşil
ışık yakmaması.
En Verimli Seçenek
Son alternatifimiz
Eurofighter Typhoon. Öncelikle değinmek istediğim, bu uçaktan birkaç filo alarak teknoloji paylaşımı talep etmemiz mümkün değil. Çünkü uçağı tek değil dört devlet ortak bir
konsorsiyumla üretiyor. Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve İspanya oratklığı; 2000’li yıllarda Türkiye’yi de konsorsiyuma davet etmişti. Türkiye taahhüt edeceği alım miktarı kadar teknolojiye
erişim ve üretim hakkı kazanacaktı. Ancak Türk tarafı, F-35’e sıkı sıkıya sarıldığı için bu davete teşrif
etmedi. Eurofighter konsorsiyumu, dört ortağın kuvvetlerini tahkim etmenin
ardından; Avusturya, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar’a da ihracat yaptı.
Typhoon tedarik etme niyetimiz olması halinde, teknoloji paylaşımı konusu SU-35
ihtimalindeki kadar hayati değil. Çünkü zaten bu uçak mevcut envanter ve
lojistik altyapımızla büyük oranda uyumlu. Harp Okulu seviyesinden pilot
eğitmek şöyle dursun, T-38 uçaklarımızda (yakın zamanda Hürjet olacak)
eğitimini tamamlayan pilot adaylarımız, 1 yıldan kısa sürede gayet iyi Typhoon
kullanıcısı olabilir. Mevcut ağımızla bütünleşme kabiliyetinin yanında, yüksek
maliyetinden ötürü 1,5 filo (30 adet) tedarik edilmesi hem bütçemizi zorlamaz,
hem de gerekli güç takviyesini sağlar. Üstelik uçağın bize kazandıracağı en büyük artı da görüş ötesi/uzun menzilli havadan-havaya Meteor füzesi olabilir. Yunan
Rafale’lerini ezmek için oldukça yeterli.

Peki tedarik yöntemi nasıl olabilir? Burada da karşımıza iki seçenek çıkıyor. İlk olarak doğrudan sıfır üretim sipariş. Bu şekilde bir sözleşme gerçekleşmesi halinde üreticinin iş yoğunluğuna/yüküne bağlı olarak ortalama 2023 ile 2026 arasında uçakları teslim alabliriz. Uçağın daha önceki satışlarından yola çıkarak bir hesap yaptığımızda; 30 uçak x 90 milyon dolar birim fiyat=2,7 milyar dolar bedel çıkmakta. Yedek parça ve silah sistemlerini de dahil edersek tahmini toplam bedel 3,5 milyar
doların altında kalıyor. Diğer bir satınalım yöntemi ise ikinci el ve sıfır üretim veya
tamamen ikinci el şeklinde olabilir. Bu şekilde hem mali yük azalır, hem de
teslimat süreci hızlanabilir. Özellikle İngiliz, İtalyan ve İspanyol yönetimleriyle son yıllarda artan karşılıklı saygı ve pandemiyle
gelişen dayanışma ruhu; bu seçeneği daha cazip kılıyor. Alınacak uçakların yaşı ve uçuş saatine göre değişecek maliyetlerden ötürü detaya
giremeyiz. Son bir notla “Olası Alternatif Çözümler” başlığına nokta koyalım. Değerlendirdiğimiz uçaklar arasından hem mevcut ağımızla uyumluluk,
hem hızlı adaptasyon, hem
de yüksek teknik kabiliyetleriyle öne çıkan uçak, Eurofighter Typhoon’dur. Tabi devlet yöneticilerimiz ve komuta kademesi daha iyi bilir. Naçizane, sade ve vatansever bireyler olarak, bizim
tespitlerimiz de böyledir.
Muharip Jet Dışı Unsurlar
Ülkeler arasındaki askeri dengeyi
yalnızca muharip jet
filoları belirlemez. O jet gücünü detekleyecek havadan
ihbar ve kontrol uçakları, yakıt ikmal uçakları, elektronik taarruz uçakları ve nakliye uçakları da belirleyici
etkiye sahiptir. Bu alanlar da Türkiyemiz sahip olduğu Barış Kartalı, Atlas ve Tanker
filolarıyla komşu güçlere karşı
mutlak üstünlüğe sahiptir.
Ayrıca son 10 yılda kazandığımız havadan-satha
füze ve serbest düşüm mühimmatlarla EGEAYDAK ve civar adalarda yerleşik Yunan
Patriot ve S-300 bataryalarını, ileri karakollarını tahrip edebiliriz. Kara ve
deniz kuvvetlerimizin de olası bir çatışmaya dahil olmasıyla; seyir net bir
şekilde lehimize dönecektir. Kısa menzilli balistik füzemiz Bora ile Atina
dahil menzilimiz içindeki birçok hasım unsuru tarumar edebiliriz. Gemisavar
füzemiz Atmaca’nın kıyı konuşlu versiyonu ile tüm Adalar Denizi’nde ve sahip
olduğumuz 1 sistem/2 batarya S-400 ile malum hava sahasının büyük bölümünde
“Erişimi Engelleme-Bölgeden Men Etme (A2/AD) stratejisini”, uluslararası
tabirle Anti Access (A2) Area Denial (AD) uygulayabiliriz. Ocak ayı içerisinde
Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar, S-400’ün bir yerde sabit durmayacağını ve
risk/tehdit kıymetlendirmesi neticesinde nerede ihtiyaç olursa orada
konuşlandırılacağını belirtmişti.
Bir tarafta teçhizat ihtiyacının %70’ten fazlasını ulusal endüstrisiyle karşılayan Türkiye, diğer tarafta taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışan Yunanistan. Bir
tarafta kendi helikopterini, silahlı insansız hava aracını, çeşit çeşit füzelerini, torpidosunu, savaş gemisini ve nicesini
üreten Türkiye; diğer tarafta hibe ve
borçlandırma yöntemiyle komşusuna
karşı kışkırtılan, empreylistlerin öncü tabur gördüğü Yunanistan. İnşallah olmaz. Ama
topyekun bir harbin sonucunu tartışmanın gereği dahi yok.
Değerlendirme
Son kısım haricinde
genel olarak muharip jet filoları üzerinde fazlaca durmamızın bir sebebi var. Avrupa, Afrika ve Asya’nın kesişme noktasında; Ortadoğu’nun hemen yakınında, Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanacak bir sıcak çatışma halinde, dünyanın seyirci kalacağını düşünmek saflık olur. Amerika’dan Rusya’ya, Avrupa’dan Çin’e tutun da bölgede söz sahibi birçok devlet; çatışmayı durdurmak için iki tarafa da yoğun baskı uygulayacaktır. Bırakalım bir günü, 6 saat
dolmadan zoraki bir ateşkes sağlanacaktır. İşte bütün marifet bu 6
saate ne sığdırabileceğimizde, ne sığdırabileceklerinde. Bu kısa sürede hızlı reaksiyon gösterecek başat güç, muharip
jetlerdir. Erken görüp uzaktan
vurabilen; ateşkes sonrası daha avantajlı ve yüksek
motivasyonlu olur. İşte kısaca bu
sebeplerden ötürü muharip jet envanterimizi ivedilikle takviye
etmeliyiz.
Denizin öbür yanındaki şirin komşularımıza da çağrımız olsun. Gelin, bırakın emperyalistlerin
tahtasında piyon olmayı. Bölgenin asıl sahipleri olarak
adilce paylaşalım zenginlikleri. Geçen asırda olduğu gibi tekerrür etmesin tarih. Alışık olduğumuz şekilde kapatalım; milli bağımsızlığımız için ter döken mühendislerimize ve eli
tetikte bekleyen askerlerimize selam olsun!