24 Mart 2021 Çarşamba

GEÇMİŞTEN DERS ÇIKARALIM

F-35 projesinden çıkarılmamızla artık iyice kesinleşti ki, Hava Kuvvetlerimizin istikbali, Milli Muharip Uçak projemizin akıbetine bağlı. Her şey yolunda giderse 2023’te ilk prototip hangardan çıkacak, 2025-2026’da ilk uçuş testi ve en iyi ihtimalle 2029’da seri üretim başlayacak. Tarihlerde temkinliyiz. Zira ülke olarak bizim kontrolümüz dışında vuku bulabilecek gelişmeler, tıpkı Altay tankı projesinde olduğu gibi tıkanmaya yol açabilir. Kontrolümüz dışında ve Altay benzeri diye ifade etmemizin sebebi, bu projede de motorun (en azından ilk etapta) yurtdışından ithal edileceğinin kesin olmasıdır. Hem Milli Muharip Uçak (MMU), hem de Jet Eğitim ve Hafif Taarruz Uçağı projemiz Hürjet; Amerikan GE Aviation imalatı motorlarla hazırlanıyor. Gelin şimdi başlıkta belirttiğimiz şekilde ders çıkaracağımız geçmişe, yani Altay’a eğilelim. Ardından havacılıkta zinciri yarmamıza katkı sunacak çıkarımlar yapalım.

Altay’ın Aksaklığı

Tankın teknik özellikleri, ihaleye katılan firmalar ve sonrasında yaşanan tartışmalar malum. Çok yazılıp çizildi, tartışıldı. Konumuz bunlar değil. Konumuz, 2016 sonunda kalifiye olan (ordunun talebini karşılayacak olgunluk seviyesine gelen) tankın, 2021 baharında neden hizmette olmadığıdır. Bırakalım aktif görevi, hala neden gövdesinin kaynatılmaya, topunun dökülmeye, atış kontrol sistemi kodlarının yazılmaya başlamadığıdır konumuz. Malumun ilanına gerek yok. Güç grubu (motor, transmisyon) tedarik edilemediği için süreç bu kadar uzadı. Yakın bir zamanda Kore Cumhuriyeti’nden firmalarla güç grubu için anlaşıldı. Tabi farklı bir ürün olduğu için Altay’da yeni bir kalifikasyon test süreci izlenecektir. Birkaç ay içerisinde milli Batu projemizde geliştirilen motor ilk ateşlemeyle testlerine başlayacak. İlk kısım Kore sistemiyle, sonrası Batu’yla derken 2023 Yaz’ında Altay’ları sahalarda görmeyi bekliyoruz. 2016 sonunda seri üretime hazır olup, 2023 Yaz’ında envantere girmesi… 6,5 yıllık bu aksaklığın sebebi neydi?

Motor Baştan Alınmalıydı

Altay’ın tasarımı 2008’de başlamıştı. Prototip 4 tankta Alman EuroPowerPack (MTU motor-Renk transmisyon) güç grubu kullanılmıştı. Aslında ta o zamanlardan belliydi seri üretimde aynı güç grubunun kullanılacağı. Hatta bütün resmi makamlar “ilk 250 adette Alman malı kullanacağız. Daha sonra yerli güç grubumuzla devam edeceğiz.” diyordu. 2017-2018’de Suriye politikasında Türkiye’nin aksiyon alması neticesinde Avrupa meclisleri Türkiye’ye askeri ekipman ihracını büyük oranda askıya aldı. Tabi bizim EuroPowerPack işi yalan oldu! Sorun şu, neden 2018 yılına kadar beklendi? Seri üretimi hangi firma üstlenirse üstlensin, 2008 yılından beri bariz belliydi Alman güç grubunun kullanılacağı. Hadi 2008’de tasarım süreci yeni başlamıştı. Peki ya Kasım 2012’de testlerin başladığı dönem, neden tedarik çalışmaları aktif edilmedi? Anlıyorum, acele davranmak için o sıralar bir sebep yoktu. Hükümetler arası ilişkiler rayındaydı. Ama gene de net belli olan bir potansiyel tedarik için 2018 seri üretim sözleşmesinin beklenmiş olmasını doğru bulmuyorum. Eğer erken davranılmış olsaydı şimdiye kadar 1 tank taburu (41 tank) teşkil edebilirdik. Tıkır tıkır şekilde de sayıyı sürekli artırabilir, Batu hazır olduğunda da onunla devam ederdik. Kore motoruyla yeni, maceraya atılmak şöyle dursun, ilk ihracat sözleşmelerini imzalayabilirdik. Bu bize ders olsun. Artık ithal yollardan temini kesin planlanan alt sistemler için seri üretim süreci beklenmeden, mümkünse erken davranılıp stoklama yapılmalı.

Çabuk Davranalım

Gelelim bu yazının hazırlanmasında motivasyon sağlayan ana konuya. MMU ve Hürjet uçaklarımızda kullanılacak motorlar Amerikan GE Aviation imalatı. Hürjet için herhangi bir milli motor geliştirme projesi bulunmuyor. MMU’da ise TR MOTOR firmamızla ilerleyen bir proje var. Son başlıkta değineceğim bu konuya, devam edelim. Kısa olacağı için önce Hürjet’i inceleyelim. Seçilen motor F404-GE-102. Yıllardır üretilen, teknik doygunluğa ulaşmış ve kendini kanıtlamış bir motor. İlk Hürjet 2022 sonu, en geç 2023 Bahar’ında uçuş testlerine başlayacak. Akabinde 2025 yılında seri üretimin başlaması planlanıyor. Hem jet eğitim, hem de hafif taarruz konseptinde üretilecek olması sebebiyle Hava Kuvvetleri için en az 60-70 civarı tedarik edilmesi öngörülmekte. Ayrıca yaşlanan NF-5 filosunu yenileyecek “Türk Yıldızları” Akrotim ekibi için de tedariki dillendiriliyor. Yani tahmini olarak 100 adet civarı bir ulusal ihtiyaç artı 100-150 civarı ihracat potansiyeli var. Hürjet projesinin başlangıç amacı, envanterde bulunan ve miadını doldurması yaklaşan T-38 jet eğitim uçaklarının yerine ulusal bir çözüm geliştirmek. Bu sebeple 50 adet Hürjet’in üretimi zaruri denilebilir. İleride sorun yaşama ihtimali kuvvetli olduğundan, şimdiden 1 filo (20 uçak) üretim garantiye alınmalı. Tek motorlu bir uçak olduğu için %15 yedek stok mantığıyla 23 adet F404-GE-102 motor tedariki elzem. Hiç beklemeden adım atılmalıdır.

Bu Filmi İzlemiştik

Gelelim MMU’ya. Proje yönetimi, sanayileşme modeli ve ilerleme şekli Altay’a oldukça benziyor. Altay’da teknik destek sağlayıcı Kore’li Rotem firmasıydı, MMU’da ise İngiliz BAE Systems. Altay motoru Alman malıydı, MMU motoru Amerikan malı. Altay il tank serüvenimizdi, MMU ilk savaş uçağı serüvenimiz. Daha nice benzerlikler… MMU için seçilen motor gene GE Aviation imalatı olan F110-GE-129. F-16 uçaklarımızdan aşina olduğumuz bir motor. 2020 Yaz’ında 5 adet temin edildi. Prototip uçaklar testleri bu motorlarla icra edecek. Esasında 4. nesil uçaklar için üretilen bir motor. Bizim özgün geliştireceğimiz, 5. nesil olacak. Radar görünürlüğü ve ses üstü hızda yakıt tüketim miktarı açısından nesiller arasında ciddi farklar var. Normalde yalnızca prototiplerde kullanılması planlanan bu motorun, seri üretim aşamasında ilk 1 ya da 2 filo uçak için de kullanılması gündemde. Zira F-35 tedarik imkânımız tamamen ortadan kalkınca, hayati önem kazanan MMU’nun gecikme lüksü yok. Kendi özgün motorumuz en iyi ihtimalle 2031 yılında hazır olacak. Tusaş genel müdürü Dr. Temel Kotil’in ifadelerine göre MMU seri üretimi 2029’da başlayacak ve ayda 2 adetlik üretim kapasitemiz olacak. Kendi motorumuz, uçağın seri üretim başlangıcından en erken 2 yıl sonra hazır olacak. Zaten yetkili makamların demeçlerine göre üretim blok blok olacak. İlk etapta 4,5. Nesil, ardından özgün motorla nihai 5. nesil konfigürasyon. Her projede olduğu gibi (gayet doğal) MMU üretimi de ilk etapta nispeten düşük hızda olacaktır.  Ayda 2 adet değil de, yılda 10 adet 2029-2031 aralığında 1 filo (20 uçak) üretilebilir. MMU çift motorlu olduğu için 1 filoya %15 yedek stok mantığıyla 46 adet F110-GE-129 motoru tedariki elzemdir. Bu proje için de hiç beklenmeden atım atılmalıdır.

Olasılıklar ve Olanaklar

Her iki uçak için de yapılan motor tercihlerinin gayet mantıklı olduğunu belirtmeliyim. Özellikle MMU için seçilen F-110 motoru, F-16 uçaklarımızda da bulunduğu için 30 yıldır bildiğimiz bir motor. Yedek parça, bakım/onarım ve modernizasyon gibi konularda gerekli donanımımız mevcut. Lojistik idame bağlamında bir pürüz söz konusu değil. Hürjet için tercih edilen F-404 motoru, her ne kadar yeni tanışacağımız bir ürün olsa da, aynı firmaya ait, benzer üretim teknikleriyle imal edilen bir motor. Üstelik üretici firma GE Aviation, 1985 yılından beri Türkiye’de Tusaş Motor Sanayii’nin (TEİ) ortağı. TEİ, bahsi geçen iki motorda da parça üreticisi. F-16’larda kullanılmak üzere 300’den fazla motoru lisanslı şekilde üretti. Görüyoruz ki teknik olanaklarda bir yetkinlik mevcut.

Türk-Amerikan Gerilimi

Peki, bunlara rağmen Türkiye-Amerika ilişkilerinin olumsuz seyrinden kaynaklı bir ters köşe olasılığı mevcut mu? Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü CAATSA kapsamının genişleme potansiyeli yüksek. Bunun için aceleyle kontratlar imzalanmalı ve stoklama başlamalı. Hayır, çünkü GE Aviation ile TEİ üzerinden hatırı sayılır bir ortaklık söz konusu. Hükümetler arasındaki buzlara karşın, firmalar arasında karşılıklı memnuniyet oluşturan sıcak bir ilişki var. TEİ’nin üretim altyapısı, tesis organizasyonu GE Aviation ile oldukça benzer. Çok sıkıntılı bir durumda bazı ek kabiliyet teminleriyle motorların tam üretimi Eskişehir tesislerinde yapılabilir. Biz gene de garanti olması için adımlarımızı şimdiden atalım.

“N’olursa olsun, ABD bu işe çomak sokar” diye düşünenler olacaktır. Birkaç soru sorayım. T-129 Atak helikopteri mi daha yüksek bir tahribat gücüne sahip, yoksa Altay tankı mı? Hangisinin mali değeri daha yüksek? İki sorunun da cevabı tabi ki Atak. Bir soru daha soralım. ABD ile mi daha gergin bir ilişkimiz var, yoksa Almanya ile mi? Tabi ki ABD! Gergin olan ilişkilerden dolayı Altay için Almanya’dan motor tedarik edemiyoruz. Ama çok daha gergin ilişkilerimiz olan ABD’den Atak için yıllık 40’a yakın motor tedarik edebiliyoruz. Bu nasıl oluyor? Hukuki yükümlülükler barındıran bir kontratla oluyor. Eğer seri üretim motorlar için sözleşme imzalanmış olsaydı, Almanlar “ yok Suriye’ye girdiniz, yok Yunanistan’ı korkuttunuz, yok Doğu Akdeniz’de ve Libya’da saldırgansınız” gibi anekdotlar öne süremeyecekti. ABD-Atak motoru gayet ders alınabilecek bir örnektir. Atak’ları hem yurtiçi, hem yurtdışı terörle mücadelemizde gayet etkin kullanıyoruz ve motorlar paşa paşa gelmeye devam edecek…

Bun arada, resmi bir sözleşme olmasına rağmen F-35’lerimizin gelmemesi, mutabakat muhtırasının 17. maddesinden kaynaklı bir durum. Maalesef ulusal ya da uluslar arası bir mahkemeye başvurunun önü kapatılarak, sorunların konsorsiyum içerisinde çözülmesine dönük bir konsensüs sağlanmış.


Net Olalım

Önceki satırlarda MMU özgün motor geliştirme projesiyle alakalı TR Motor girişiminden bahsedeceğimi söylemiştim. Daha önce sıfırdan turbofan motoru üretmemiş bir ülkeyiz. Şu an yapmaya çalıştığımız da gerçek bir hamaset (yiğitlik, yüreklilik) örneği. Hâlihazırda 5. nesil sınıfında iki çeşit motor var. İkisi de Amerikan Pratt&Whitney üretimi; F-119 (F-22 uçağında) ve F-135 (F-35 uçağında) motorları. Bilinen iki yeni çalışma var. Biri İngiliz Tempest savaş uçağı projesi için, diğeri Fransız-Alman ortaklığı FCAS (Geleceğin Savaş Hava Sistemi) projesi için. Ancak her iki proje de henüz ön tasarım aşamasında. Yani anlaşılmasını istediğim husus, zorun zorunu yapmaya çalışıyoruz bu projeyle. İnancım oldukça yüksek. Çünkü işin başındaki isim, kanımca bir deha olan Dr. Osman Dur. Kendisi Türksat’ı kuran, Türkiye’nin uydu üretme kabiliyetine vesile olan kişidir. BMC Power’da kurucu genel müdürdü. Kuluçka sistemiyle mükemmel bir ekip kurdu ve 4 motor projesini (Vuran 400 beygir, Azra 600 beygir, Utku 1000 beygir, Batu 1500+ beygir) hayata geçirdi. Osman Hoca eski Türkler gibi. Bir oluşum kuruyor, düzene oturtuyor, sonra yeni bir ihtiyaç alanına yöneliyor. BMC Power’da işler rayına oturunca, TR Motor’un kuruluşunda rol aldı. Şu an firmanın genel müdürü. Ekibi topluyor, inanıyorum başaracaklar. Ayaklarına taş değmesin.


Artık bu aşamadan sonra “K firmasıyla mı yapalım, T firması ile mi yürüsek?” diye tereddüt etmeden; TR Motor, mali ve mekânsal olarak desteklenmeli. Kıskanç, ayak kaydırıcı bürokratımsılardan korunmalı. Mısır’dan, Pakistan’dan, Malezya’dan mühendislerin gelip çalışacağı; çalışanların, mesleki tatmini doruklarda yaşayacağı bir kuluçka haline getirilmeli. TR Motor, Ulusumuzun ve Cumhuriyetimizin geleceğidir…

Milli bağımsızlığımız için ter döken mühendislerimize ve eli tetikte bekleyen askerlerimize selam olsun.


16 Şubat 2021 Salı

GÖK KUBBENİN PENÇELERİ

 

Son aylarda komşumuz Yunanistan’ın aşırı agresif savaş uçağı tedarik sözleşmelerine şahit oluyoruz. Sahip olduğu F-16’ları modernize etmekten tutun, Fransızlardan Rafale ve son Amerikan teknolojisi F-35 en bilinenleri. Adalar Denizi’nin diğer tarafı, yani biz; tarihin bir cilvesiymişçesine birden fazla cephede vatan savaşı veriyoruz. Tarihin cilvesi diyorum çünkü adeta tarih tekerrür ediyor. 20. Y.Y.’ın başlarında, selefimiz Osmanlı İmparatorluğu da birçok cephede var olma/varlığını koruma mücadelesi veriyordu. O yıllarda da Yunan Yönetimi, emperyalistlerin sıvazlamasıyla saldırganlığa curet ediyordu. Daha sonra sırt sıvazlayıcıları tarafından yalnız bırakılan işgal güçlerinin, gerisin geri Akdeniz’in sularına sığındığı (Ege o yıllarda Akdeniz olarak ifade edilirdi) hezimeti de tarih unutturmaz. Sürünüyor zannedilen imparatorluk, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde modern bir Türk Cumhuriyeti kurarak, Anadolu’daki kalıcılığını perçinledi. Bugün de benzer süreçlerden geçiyoruz. Gene emperyalist saldırılar ve gene onlar tarafından üzerimize sürülmeye çalışılan, halktan kopuk Yunan Yönetimi. Gelin şimdi muharip hava kuvvetleri özelinde Yunanistan’ın tedarik planlarına, Türkiye’nin mevcut durumuna ve kısa vadeli alternatif senaryoların neler olabileceğine bakalım.









Şişirilen Yunanistan

Öncelikle belirtelim, bu başlık ve daha sonraki başlıklarda bahsedeceğimiz platformların teknik detaylarına çok ayrıntılı inmeyeceğiz. Mümkün mertebe herkesin anlayacağı bir biçim, yazı geneline hakim kılınmaya çalışılacak. Başlayalım...

2017 son çeyreğinde Yunan Başbakan Çipras, ABD ziyareti sırasında sahip oldukları F-16 uçaklarının 85 adetini Block 70 Viper seviyesine modernize ettireceklerini açıkladı. Bu programın içerisinde en önemli kalem, aktif elektronik faz dizinli burun radarının uçağa kazandırılması olacak. Bu yeni nesil radarı önceki nesillerinden farklı kılansa; daha uzun menzilde, daha fazla unsuru tespit edip, daha fazla hedefe angaje olabilmesi. Ayrıca elektronik taarruz ve elektronik destek kabiliyetlerindeki sıçrama da cabası. Viper modernizasyon paketi, 4. nesil sınıfındaki F-16ları 4,5. nesil sınıfına yükseltiyor. Ayrıca Yunan Yönetimi, modernize ettireceği F-16lardan sökülecek bileşenleri de daha geri versiyon uçaklarına entegre ederek, zayıf düşen platformlarını da aktif savaşçılar haline getirme gayretinde. Yani Yunan F-16 filolarında ciddi ve yenilikçi bir tazelenme söz konusu. Tabi iş bununla kalmıyor. Libya, Doğu Akdeniz ve Suriyede amansız şekilde karşımızda duran; hatta alttan alta Batı Afrika topraklarında adeta karşılıklı diş gösterme/yoklama yaptığımız Fransa da Yunanistan’ın sırtını sıvazlamaya pek iştahlı doğrusu. Öyle ki Yunanistan tarafından tedarik edilecek Fransız Rafale savaş uçaklarının 12 adedi bizzat Fransanın kullandığı uçaklar. Buna ek olarak 6 adet de Dassault firmasınca üretilerek sıfır olarak teslim edilecek. Rafale uçakları doğuştan 4. nesil ötesi. Son güncellemelerle 4,5. nesil  sınıfına yükseldiler. Gelişmiş radarı ve ileri düzey bir elektronik harp sistemi var. Çift motorlu, hızlı, uzun menzilli ve yüksek silah taşıma kapasitesine sahip bir uçak. Ayrıca yapılan anlaşma neticesinde havadan havaya Meteor füzesi de bu uçaklarla beraber Yunan Hava Kuvvetlerine kazandırılacak. Menzili konusunda resmi veri bulmak oldukça zor. Ancak iddialar arasında geçen en düşük menzil bile 100 km.den fazla. Özellikle belirtmeliyim ki halihazırda Türk Hava Kuvvetlerinde bu menzilde bir hava-hava füzesi yok. Yani kısaca, Fransadan yapılacak bu alımla hem platform, hem de silah sistemi kalemlerinde Yunan tarafı, bize karşı önemli bir koz elde edecek. Teslimatlar bu yaz başlıyor.




Gelelim son hamlelerine, F-35! Geçtiğimiz Kasım ayında Yunanistan, 24 adet F-35 tedariki için ABDye resmen başvuruda bulundu. Tabi Amerikalı Şahinler, Türkiyeye karşı Yunanistan’ı şişirmek için başvuruya olumlu cevap verdiler.



Artı ve Eksileriyle F-35

Özellikle değinmek isterim, her ne kadar bizim kamuoyunda F-35, zaafiyet abidesi gibi anılsa da gerçekler bu yaklaşımdan epey uzak. F-35 (Joint Strike Fighter/Müşterek Taarruz Uçağı) gelmiş geçmiş en büyük askeri proje. Birçok gelişmiş ülke tarafından satın alınıyor ve gün geçtikçe talipleri de sürekli artıyor. Askeri piyasada dolaşımda olan, birden çok ulusun kullanımında bulunan tek gerçek 5. nesil savaş uçağı. Yüksek kabiliyetli radarı, düşük görünürlük özelliği ve sürekli gelişime açık görev bilgisayarıyla bir savaş uçağı olmanın ötesinde; aynı zamanda bir ileri karakol ve komuta kontrol platformu. Zaten dikkatinizi çekmek isterim, her ne kadar S-400 dillendirilmiş olsa da F-35’lerin Türkiye’ye teslimatını engelleyen esas faktör, kullandıkça kabiliyetlerini keşfeden İsrail lobi gücünün ABD Kongresi’ndeki yoğun baskılarıdır. Son birkaç yıldır İsrail, F-35 Adir uçaklarıyla Şam yakınlarına çok kez saldırılar düzenledi. Havada bu uçakları ne Suriye Ordusu ne de bölgede konuşlu Rus güçleri farkedemedi. İsrail bu gibi pratiklerden elde ettiği verilerden yola çıkarak, son 10 yıldır ilişkilerinin oldukça bozuk olduğu Türkiyeye bu kabiliyetin kazandırılmaması için çok uğraştı. Hatta sırf Türkiyeyi değil, daha birkaç ay önce dostluk bağları” kurduğu Birleşik Arap Emirliklerini uzun yıllardır men ediyordu F-35 tedarikinden.

Anlaşılmasını istediğim husus, F-35’in teknik açıdan mükemmel, ancak siyasi açıdan da bir o kadar külfetli bir platform olduğudur. Şöyle ki; F-35 bir kulübün, bir güruhun uçağıdır. F-35, ABD ile büyük oranda ortak çıkarlara sahip yönetimlerin silahıdır. Hatırlayalım, 1999 yılında projeye dahil olduğumuzda Türk-Amerikan ilişkileri, tarihinin en yüksek seviyelerindeydi. Ardından açılımlar, kumpas davalar derken, ABD sinsi sinsi Türk siyasetini etkileyen bir gölge güce dönüşmüştü. Onlar nazarında Türkiye, bölgedeki hedeflerine ulaşma yolunda verimli bir partnerdi. Ama sonra çatırdamalar vuku buldu. Türk Vatanseverliği Silivri duvarlarını yıktı, Türk Hükümeti 2015 yazında açılımı elinin tersiyle iterek PKKya diz çöktürecek operasyonları başlattı. 1 yıl sonra 15-16 Temmuz gecesi Amerikan ajanlarını ordudan ve bürokrasiden ayıkladı ve hemen akabinde Suriyenin bölünmesini engelleyecek Fırat Kalkanı Harekatı ile masaya yumruğunu vurdu. Bugüne kadar da karşılıklı çatışmalar süregeldi. Artık durum iktidar siyasetini aşıp eksen değişimine yönelen bir devlet politikası halini aldı. Son sözle bu bahsi kapatalım. F-35, ABD ile aynı emelleri paylaşan ülkeler için mükemmel bir platform. Ancak bizim gibi artık ABD ile yalnızca sözde kalmış bir müttefiklik ilişkisi olan ülke için, tedariki değerlendirilebilecek bir platform değildir.

2030 Odaklı Yunan Muharip Jet Kuvvetleri

Kısaca tedarik programları neticesinde Yunan modern jet envanteri; 85 adet Viper seviyesine yükseltilmiş 4,5. nesil F-16, 18 adet çift motorlu 4,5. nesil Rafale ve 24 adet 5. nesil F-35 savaş uçağından oluşacaktır. Görüldüğü üzere Rafale sayısı 1 filodan biraz az, F-35 sayısı ise 1 filodan biraz fazladır. Buradan da anlamalıyız ki birkaç yıl sonra bu platformlardan birinin sayısı muhakkak ek siparişlerle artırılarak en az 2 filoya tamamlanacaktır. Mevcut modernizasyon planını F-35 üzerine kurmuş hava kuvvetlerimizin, ilan edilmiş yeni bir tedarik planı yoktur. Gelin şimdi aktif filolarımıza ve neler yapılabileceğine bakalım.

Faal Türk Muharip Jet Envanteri

Mevcut muharip kuvvet yapımız F-16 ve F-4 Terminatör 2020 uçaklarından oluşmaktadır. Bunların sayıları ise açık kaynaklarda 29 F-16 Block 50+, 71 F-16 Block 50, 102 F-16 Block 40, 36 F-16 Block 30 ve 30 civarı F-4 Terminatör 2020 olarak geçmektedir. Burada altını çizmek istediğim kısım, normal şartlarda F-4 uçaklarımız 2021 yılında faal tutulmayacaktı. 2018den itibaren F-35lerin envantere katılmasıyla 2020 sonuna kadar peyderpey emekli edileceklerdi. Yarım asırdan daha eski teknolojiye sahip bu uçaklar, artık modernizasyonlarla da çağa ayak uyduramıyor. Önümüzdeki 10 yıla dair kıyaslamaya eğileceğimiz için F-4leri yok sayabiliriz. Belki güney sınırlarımızda terör mağarası bomblamaya devam edebilir ama havada it dalaşına katılamaz.



Elde var 230 civarı F-16mız. Devam etmekte olan Özgür Projesi ile F-16 uçaklarımızın modern ve milli aviyonik sistemlerle donatısı sürerken bir taraftan da gövde ömürlerini uzatmaya dönük çalışmalar yapılıyor. En önemli proje ise 2018de Aselsan ana yükleniciliğinde başlatılan aktif elektronik faz dizinli burun radarı. 2021de ilk prototiplerin denenmeye başlamasıyla takribi 2023-2024 gibi seri şekilde uçaklarımıza bu radar ve milli aviyonik sistemler entegrasyonu ile ayrıca Tübitak SAGEnin geliştirme faaliyetlerini sürdürdüğü Ulusal havadan-havaya füze ailemiz Göktuğ Projesi sayesinde; Yunanistan’ın ABDye 1.5 milyar dolar ödeyerek yaptırıyor olduğu Block 70 yükseltmesini milli imkanlarla yapabileceğiz. Yani 4,5. nesil sınıfına yükselecek uçaklarımız olacak. Tabi bu program tüm uçaklarımıza uygulanamaz. Eldeki en güncel uçaklara uygulanacaktır ki ömür maliyet etkinliği sağlansın. Yani 29 adet Block 50+ ve 71 adet Block 50 modellere uygulanması kuvvetle muhtemel. Bu neticeyle elimizde 100 adet Block 70 F-16 olacak. Kalanlar ise Milli Muharip Uçak hizmete girmeye başladıkça (ilk teslimat hedefi 2029) emekli edilecek.


Kısaca Önümüzdeki 10 Yıl

O halde diyebiliriz ki Yunan Hava Kuvvetleri 127 adet 4,5. ve 5. nesil platformlara sahip bir jet kuvvet yapısı işletirken (3 farklı model: F-16, Rafale ve F-35), Türk Hava Kuvvetleri 100 adet 4,5. nesil platforma sahip bir jet envanteri işletecektir. Üstelik yalnızca F-16ya dayalı bir envanter. Kalan 130 civarı F-16mızı bu kıyasa dahil etmiyorum, çünkü kıstasları yalnızca 4,5. ve 5. nesil uçaklar üzerine belirledik. Aksi değerlendirmede karşı tarafın da elinde eski F-16lar, Mirage 2000 tipi uçaklar ve F-4ler mevcut. Tüm buraya kadar yazdıklarımızdan çıkan sonuç, önümüzde gayet çetin bir 10 yıl var. Peki bu 10 yılı zaafiyet yaşamadan ve 2030 sonrası milli savaş uçağımızla da beraber görev yapabilecek bir alternatif platformla kapatmamız mümkün mü biraz inceleyelim.

Olası Alternatif Çözümler

Bu başlık altında inceleyeceğimiz uçaklar kısa vadede zayıf düşmemizi önleyecek, orta ve uzun vadede ise milli savaş uçağımızı destekleyecek adet, özellik ve maliyetlerle değerlendirilecektir. Yani asla hava kuvvetlerimizin muharip güç omurgasını oluşturacak bir arayış içerisinde değiliz. Ortalama 1 filo 20 uçaktan oluşur. 4,5. ve 5. nesil modellerde kısa vadede Yunan tarafından 27 uçak geride olacağımızı hesapladık. O halde olası tedarik edeceğimiz uçak alım adedimiz 1 filo olursa, farkı azaltmakla beraber hala geride kalıyoruz. 2 filo olması halinde yumuşak bir üstünlük sağlamakla beraber, mali boyut dikkate değer bir büyüklüğe ulaşıyor. 3 filo tedarik halinde ise rakibe net üstünlük kurmakla beraber, milli savaş uçağı programımızdan mali kesinti riskine giriyoruz. Arayışımız kısa vade geçişi ve uzun vade desteği sağlayacak bir amaç güttüğü için 3 filo seçeneğini eliyoruz. Tek tehdit Yunanistan’dan gelmediği için, İsrail ve Mısır’ın da agresif silahlanmalarından kaynaklı olarak; 1 filo seçeneği de ihtiyacımıza tatmin edici bir karşılık veremeyecektir. Geriye kalıyor en makul seçenek 2 filo.


Tedariki İhtimal Dışı Platformlar

Kamuoyunda kısık sesle dile getirilse de İsveç orjinli Saab Jas-39 Gripen ve Fransa orjinli Dassault Rafale tedariki, pratikte olası görünmüyor. Her iki model de teknik açıdan arayışımıza uygun olmakla beraber, üretici ülkelerin çok uzun yıllardır Türkiye ile özellikle askeri aksiyonlarda gün yüzüne çıkan soğuk ilişkileri, adeta klikleşmiş hasım tavırları, bir tedarik planını safdışı bırakıyor. Bu ülkeler dışında birçok modele sahip olan Çin endüstrisi de ihtiyacımıza cevap veremez. Çünkü daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere ciddi bir ekol farkı var. Yani şu dakika karar verilse bile bir Türk pilotunun Çin jeti uçurması için en baştan, harp okulu seviyesinden eğitimi gerekiyor. Haricen, silah ve elektronik sistem sertifikasyonu, yedek parça stoğu, bakım ekiplerinin oryantasyonu gibi yığınla farklı yatırım ve zaman gerektirmesi; 2 filo uçak için attığımız taşın ürküttüğümüz başa değmeyeceği bir sonucu doğurur. Üstelik, Rusyaya kıyasla Çin ile askeri ilişkimiz, alışverişimiz oldukça alt düzeyde. Bundan dolayı sıfırdan yeni bir sayfa açmamız gerekliliği, Çin jetlerini de safdışı bırakıyor.














ABD Artık Devre Dışı (Olmak Zorunda)

Bizleri böyle bir tedarik arayışına iten sebep, ABDnin F-35lerimizi vermemesi ve bizi hukuka aykırı şekilde projeden dışlamasıdır. Hal böyle olunca Amerikan malı F-15 ya da F-18i değerlendirmeye almamız akla mantığa aykırı düşer. Askeri havacılık ve savunma sanayi araştırmacısı Hakan Kılıç’a göre Türkiye bu saatten sonra F-35 dışında herhangi bir Amerikan tayyaresi satın almamalı. Geldiğimiz noktada zaten F-35 de artık mümkün görünmüyor. Fakat ABD ile kapanmamış bir dosyamız var. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi, F-35 tedariki için 1.2 milyar dolar ödeme yaptık. Bu paranın en verimli şekilde değerlendirilebilmesinin yolu ise eldeki F-16larımız için yedek parça temini ve MMU projesinde de ilk edapta kullanacağımız F-110 motoru temini öne çıkıyor. Bu konuda görüşmeler yapıldığı da zaman zaman basında yer buldu.




   











 Samimi İlişkilere Engel Teknik Yetersizlikler

Tarihten gelen mükemmel bir yakınlığımız var Pakistanla. Uluslararası politikada karşı karşıya geldiğimizi hiç hatırlamıyorum. Askeri işbirliğimiz de gün geçtikçe artıyor. Bizden onlara Ada Sınıfı Korvet ve T-129 Atak Helikopteri gidiyor/gidecek. Onlardan bize Başlangıç Eğitim Uçağı Super Mushak gelmekte. Bunların haricinde çok daha fazla programlar olsa da ana konudan sapmamak adına onları es geçiyoruz. Çin teknoloji transferiyle Pakistan’ın ürettiği JF-17 Thunder savaş uçağı, son aylarda yeni geliştirilen Block 3 versiyonu ile dünya askeri basınında yer buldu. Önceki modellere kıyasla en önemli yeniliği, aktif elektronik faz dizinli radara sahip olması. Yüksek harbe hazırlık oranı, düşük ilk satınalım ve sürekli idame maliyetiyle; kendi çapında verimli, tutarlı bir uçak.



Türkiyenin talebi halinde, Pakistan’ın kaynak koduna erişim konusunda kolaylık sağlama potansiyeli de çok yüksek. Ancak gelgelelim bu uçağın bize nitelik açısından kazandırabileceği pek bir şey yok. 2000lere dayanan proje başlangıç tarihinde, temelinde ucuzlatılmış bir F-16 olarak tasarlandı. Son versiyondaki gelişmiş radar özelliğini saymazsak; yapısal teknolojisi ve gövde özelinde en fazla Block 40 F-16 ayarında bir kabiliyette. E zaten envanterimizde 100den fazla Block 40 F-16 var. 2 filo JF-17 Thunder almaktansa, uçaklarımızın tamamına modern aviyonik entegrasyonu ve gelişmiş radar entegrasyonu yapmak, hem vakitten hem de nakitten yana daha karlı bir çözüm olur. Sonuç olarak JF-17 Thunder, ihtiyacımızı karşılayamıyor.

Rusya’daki Fırsatlar

Sputnik Haber Ajansı’nın da sık sık yaptığı algı çalışmalarından ötürü, Rusyadan savaş uçağı tedariki söz konusu olunca, kamuoyumuz hemen SU-57ye odaklanıyor. SU-57 Rusya’nın en modern savaş uçağı. Henüz asıl motoru hazır olmadığı için 5. nesil sınıfına giremiyor. 4++ olarak kabul edilen klasmanda. Hızlı, çevik, yüksek manevra kabiliyetli ve iyi bir NATO savaş uçağı avcısı olarak tasarlandı. Yaşanan mali problemlerden ötürü seri üretim başlangıcı sürekli gecikti ve anca 2021 Ocakta ilk seri üretim uçak hattan çıkış yapabildi. 76 adetlik Rus Hava Kuvvetleri siparişinin tamamlanması 2028 yılını bulacak. Şimdiden talep etsek dahi 2028 öncesi teslim almamız mümkün değil. Kaldı ki yerli savaş uçağımızın 2029da teslim edileceği şu durumda, gereksiz macera olur SU-57. Peki başlıkta ima ettiğimiz fırsat ne? Belki fırsat ifademiz hoş olmasa da hem Rusyanın satmak isteyeceğini, hem de alması halinde Türkiyenin ihtiyacına cevap verebilecek bir platform olduğunu düşündüğümüz için, SU-35i fırsat olarak neşretmek istedik.


SU-35, 4,5. nesil, mükemmel manevra yeteneğine sahip, hızlı, uzun menzilli ve ağır yük kapasiteli bir uçak. Temeli SU-27ye dayandığı için de kendini kanıtlamış, teknik doygunluk seviyesine ulaşmış bir platform. Tıpkı SU-57de olduğu gibi bir NATO savaş uçağı avcısı. Yunanistan’ın sahip olacağı Rafalelere ek olarak; olası bir sürtüşme halinde İsrail F-15leri ve Mısır Rafaleleri ile de çok rahat it dalaşı yapabilir. SU-35 iki farklı şekilde tedarik edilebilir. İlk seçenek doğrudan 1 filo satın alınması. Doğrudan satınalımda sayıyı az tutmamızın sebebi, mevcut kuvvet yapımıza tam entegre edemeyeceğimiz (çünkü NATO dışı) için fazla adedin doğuracağı maddi ve lojistik yük problemidir. Diğer bir tedarik yöntemi ise; çok zor olmakla beraber 2 filo uçağın tamamen mekanik olarak satın alınıp, aviyonik sistemlerin, burun radarının ve görev bilgisayarının yerli endüstrimiz tarafından entegre edilmesi olabilir. Bu şekilde hem mevcut elektronik ağımıza dahil edebilir, hem de kendi silah sistemlerimizi takabiliriz. Tabi Rus tarafının böyle bir teklife sıcak bakma ihtimali gayet düşük. 1. sistemi tedarik ettiğimiz S-400’ün 2. sisteminde hala bir ilerleme olmamasının en büyük sebebi; bizim talep ettiğimiz teknoloji paylaşımına Ruslar’ın yeşil ışık yakmaması.

En Verimli Seçenek

Son alternatifimiz Eurofighter Typhoon. Öncelikle değinmek istediğim, bu uçaktan birkaç filo alarak teknoloji paylaşımı talep etmemiz mümkün değil. Çünkü uçağı tek değil dört devlet ortak bir konsorsiyumla üretiyor. Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve İspanya oratklığı; 2000li yıllarda Türkiyeyi de konsorsiyuma davet etmişti. Türkiye taahhüt edeceği alım miktarı kadar teknolojiye erişim ve üretim hakkı kazanacaktı. Ancak Türk tarafı, F-35e sıkı sıkıya sarıldığı için bu davete teşrif etmedi. Eurofighter konsorsiyumu, dört ortağın kuvvetlerini tahkim etmenin ardından; Avusturya, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar’a da ihracat yaptı. Typhoon tedarik etme niyetimiz olması halinde, teknoloji paylaşımı konusu SU-35 ihtimalindeki kadar hayati değil. Çünkü zaten bu uçak mevcut envanter ve lojistik altyapımızla büyük oranda uyumlu. Harp Okulu seviyesinden pilot eğitmek şöyle dursun, T-38 uçaklarımızda (yakın zamanda Hürjet olacak) eğitimini tamamlayan pilot adaylarımız, 1 yıldan kısa sürede gayet iyi Typhoon kullanıcısı olabilir. Mevcut ağımızla bütünleşme kabiliyetinin yanında, yüksek maliyetinden ötürü 1,5 filo (30 adet) tedarik edilmesi hem bütçemizi zorlamaz, hem de gerekli güç takviyesini sağlar. Üstelik uçağın bize kazandıracağı en büyük artı da görüş ötesi/uzun menzilli havadan-havaya Meteor füzesi olabilir. Yunan Rafalelerini ezmek için oldukça yeterli.


Peki tedarik yöntemi nasıl olabilir? Burada da karşımıza iki seçenek çıkıyor. İlk olarak doğrudan sıfır üretim sipariş. Bu şekilde bir sözleşme gerçekleşmesi halinde üreticinin iş yoğunluğuna/yüküne bağlı olarak ortalama 2023 ile 2026 arasında uçakları teslim alabliriz. Uçağın daha önceki satışlarından yola çıkarak bir hesap yaptığımızda; 30 uçak x 90 milyon dolar birim fiyat=2,7 milyar dolar bedel çıkmakta. Yedek parça ve silah sistemlerini de dahil edersek tahmini toplam bedel 3,5 milyar doların altında kalıyor. Diğer bir satınalım yöntemi ise ikinci el ve sıfır üretim veya tamamen ikinci el şeklinde olabilir. Bu şekilde hem mali yük azalır, hem de teslimat süreci hızlanabilir. Özellikle İngiliz, İtalyan ve İspanyol yönetimleriyle son yıllarda artan karşılıklı saygı ve pandemiyle gelişen dayanışma ruhu; bu seçeneği daha cazip kılıyor. Alınacak uçakların yaşı ve uçuş saatine göre değişecek maliyetlerden ötürü detaya giremeyiz. Son bir notla Olası Alternatif Çözümler başlığına nokta koyalım. Değerlendirdiğimiz uçaklar arasından hem mevcut ağımızla uyumluluk, hem hızlı adaptasyon, hem de yüksek teknik kabiliyetleriyle öne çıkan uçak, Eurofighter Typhoondur. Tabi devlet yöneticilerimiz ve komuta kademesi daha iyi bilir. Naçizane, sade ve vatansever bireyler olarak, bizim tespitlerimiz de böyledir.

Muharip Jet Dışı Unsurlar

Ülkeler arasındaki askeri dengeyi yalnızca muharip jet filoları belirlemez. O jet gücünü detekleyecek havadan ihbar ve kontrol uçakları, yakıt ikmal uçakları, elektronik taarruz uçakları ve nakliye uçakları da belirleyici etkiye sahiptir. Bu alanlar da Türkiyemiz sahip olduğu Barış Kartalı, Atlas ve Tanker filolarıyla komşu güçlere karşı mutlak üstünlüğe sahiptir.


Ayrıca son 10 yılda kazandığımız havadan-satha füze ve serbest düşüm mühimmatlarla EGEAYDAK ve civar adalarda yerleşik Yunan Patriot ve S-300 bataryalarını, ileri karakollarını tahrip edebiliriz. Kara ve deniz kuvvetlerimizin de olası bir çatışmaya dahil olmasıyla; seyir net bir şekilde lehimize dönecektir. Kısa menzilli balistik füzemiz Bora ile Atina dahil menzilimiz içindeki birçok hasım unsuru tarumar edebiliriz. Gemisavar füzemiz Atmaca’nın kıyı konuşlu versiyonu ile tüm Adalar Denizi’nde ve sahip olduğumuz 1 sistem/2 batarya S-400 ile malum hava sahasının büyük bölümünde “Erişimi Engelleme-Bölgeden Men Etme (A2/AD) stratejisini”, uluslararası tabirle Anti Access (A2) Area Denial (AD) uygulayabiliriz. Ocak ayı içerisinde Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar, S-400’ün bir yerde sabit durmayacağını ve risk/tehdit kıymetlendirmesi neticesinde nerede ihtiyaç olursa orada konuşlandırılacağını belirtmişti.


Bir tarafta teçhizat ihtiyacının %70ten fazlasını ulusal endüstrisiyle karşılayan Türkiye, diğer tarafta taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışan Yunanistan. Bir tarafta kendi helikopterini, silahlı insansız hava aracını, çeşit çeşit füzelerini, torpidosunu, savaş gemisini ve nicesini üreten Türkiye; diğer tarafta hibe ve borçlandırma yöntemiyle komşusuna karşı kışkırtılan, empreylistlerin öncü tabur gördüğü Yunanistan. İnşallah olmaz. Ama topyekun bir harbin sonucunu tartışmanın gereği dahi yok.




Değerlendirme

Son kısım haricinde genel olarak muharip jet filoları üzerinde fazlaca durmamızın bir sebebi var. Avrupa, Afrika ve Asyanın kesişme noktasında; Ortadoğunun hemen yakınında, Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanacak bir sıcak çatışma halinde, dünyanın seyirci kalacağını düşünmek saflık olur. Amerikadan Rusyaya, Avrupadan Çine tutun da bölgede söz sahibi birçok devlet; çatışmayı durdurmak için iki tarafa da yoğun baskı uygulayacaktır. Bırakalım bir günü, 6 saat dolmadan zoraki bir ateşkes sağlanacaktır. İşte bütün marifet bu 6 saate ne sığdırabileceğimizde, ne sığdırabileceklerinde. Bu kısa sürede hızlı reaksiyon gösterecek başat güç, muharip jetlerdir. Erken görüp uzaktan vurabilen; ateşkes sonrası daha avantajlı ve yüksek motivasyonlu olur. İşte kısaca bu sebeplerden ötürü muharip jet envanterimizi ivedilikle takviye etmeliyiz.

Denizin öbür yanındaki şirin komşularımıza da çağrımız olsun. Gelin, bırakın emperyalistlerin tahtasında piyon olmayı. Bölgenin asıl sahipleri olarak adilce paylaşalım zenginlikleri. Geçen asırda olduğu gibi tekerrür etmesin tarih. Alışık olduğumuz şekilde kapatalım; milli bağımsızlığımız için ter döken mühendislerimize ve eli tetikte bekleyen askerlerimize selam olsun!

GEÇMİŞTEN DERS ÇIKARALIM

F-35 projesinden çıkarılmamızla artık iyice kesinleşti ki, Hava Kuvvetlerimizin istikbali, Milli Muharip Uçak projemizin akıbetine bağlı. He...