Bu yazıda son aylarda gündemi oldukça meşgul eden, çeşitli iddia ve ithamlara konu olan BMC Otomotiv A.Ş.’yi ve gene firma tarafından seri üretimi üstlenilen Altay tank projesini, “Tank-Palet Fabrikası” etrafında dönen polemik sebepleriyle birlikte inceleyeceğiz.
BMC Otomotiv A.Ş.
Firmanın resmi internet sitesinden çok rahat ulaşılabildiği için kurumsal tarihi yazarak asıl konudan uzaklaşmak istemiyorum. Yazıya konu olacak kısım; BMC’nin bağlı olduğu (eski) Çukurova Grubu’ndan kaynaklı mali problemler, TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) tarafından el konması ve basına açık ihalede “girişimci” Ethem Sancak tarafından satın alınması… Başlangıcı 2008’e kadar uzanan sebeplerden kaynaklı olarak Çukurova Grubu, aşama aşama iflasın eşiğine geldi. Bu olumsuzluklardan 2010-2012 döneminde yoğunlaşan iç güvenlik harekâtlarında (PKK ile mücadele), Mehmetçiklerin güvenle görevini icra edebilmesini sağlayan Kirpi zırhlı personel taşıyıcı araçları üreten BMC de etkilendi. Öyle ki dönemin Savunma Sanayii Müsteşarı (SSB) Murad Bayar, 2012 Kasım’ında TRT Haber’de katıldığı Neler Oluyor programında durumun vahametini şu sözlerle ifade etmiştir: “Kirpi başarılı bir araç. Ancak son aylarda BMC’nin bağlı olduğu grubun yaşadığı mali problemler sebebiyle, tedarikte sorun yaşıyoruz. Hatta bazı araçlar fabrikada yarı mamul olarak hazır. Ancak firma yan sanayiden parça temin edemiyor ve araçlar bekliyor. Bu durum harekâtlarda ciddi zafiyete sebep oluyor.” Sözün özü; dönemin müsteşarı, mali sebeplerden dolayı şirketin üretmekle yükümlü olduğu araçları, üretemeyecek bir noktaya geldiğini ifade ediyor. İsteyen YouTube’dan programın tamamını, “Murad Bayar Neler Oluyor” yazarak izleyebilir. Bu olumsuz gidişattan kaynaklı olarak TMSF, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan doğan hakkını kullanarak 16 Mayıs 2013 tarihinde aldığı kararla; aralarında BMC’nin de bulunduğu bazı Çukurova Grubu şirketlerine el koydu. El koymanın akabinde aylardır maaş alamayan işçiler ve alacaklı yan sanayi firmaları biraz olsun rahatlatıldı. Ancak nihai amaç BMC’nin özel sektör girişimiyle devam etmesi ve yatırımlarla uluslararası kalite ve üretim artışıyla ciddi bir marka yaratmaktı. 2014 yılına gelinmesiyle TMSF, BMC’yi satışa çıkardı. Fazla prosedür ayrıntısına girerek anlam karmaşası yaratmamak için doğrudan Mayıs ayına, son ihale oturumuna atlamayı uygun görüyorum. Sermayedarların genel olarak ilgisiz kaldığı ihale sürecine tek katılımcı, “girşimci” Ethem Sancak oldu. Defalarca erteleme sonrası (basına açık) yapılan ihale sonucunda BMC, Ethem Sancak tarafından 751 milyon liraya satın alındı. Yakın tarihte Ethem Sancak’ın bu meblağı 200 milyon dolar olarak telaffuz etmesinin sebebi, o dönemin kur seviyesine dayanmaktadır.
Toparlanma
Kendi ifadesiyle 200 milyon dolara satın aldığı BMC’yi
modernize etmek ve geliştirmek isteyen Ethem Sancak, tıpkı ihale sürecinde de
dile getirdiği gibi ortak arayışına yöneldi. Arayış ve diyaloglar sonucu kısaca
“Katarlılar” olarak ifade edebileceğimiz ortaklara, firmanın %49’u 300 milyon
dolara satıldı. Türk vatandaşı ortak arama gayretlerinin neticesinde de %25’i
100 milyon dolar karşılığında işadamı Talip Öztürk’e satıldı.
Gelinen noktada bilinçli (art niyetli) ya da bilinçsiz
şekilde sözlü saldırılar başladı. Tamamı 200 milyon dolara alınan bir şirketin
%75’inin 400 milyon dolara satılması ve bunun ne şekilde olduğunun kamuoyuna
düzgün anlatılamaması birçok eleştiriye sebep oldu. Bu konuda iddialar, Ethem
Sancak’a BMC’nin ederinin çok altında bir değerle verildiğini, bunun dayanağının,
şirketin %75’inin tamamına ödenenden iki kat daha fazla bir bedel ile satılması
etrafında dönüyordu. Hâlbuki bunlar tamamen çarpıtmadan ibaretti. Çünkü TMSF
sonrası tek patron olan Sancak, söz konusu 400 milyon doları şahsi varlığına
değil BMC’ye geçirdi. Yani, kapasite ve kalite standardı artışıyla 200 milyon dolar
değerindeki şirket 600 milyon dolarlık devleşen bir marka halini aldı. Tabi bu
600 milyon dolar ilk ortaklıklar sonrası oluşan durum. Şuan şirketin değeri
milyar doları aşmış vaziyette. Çalışan sayısı da yaklaşık olarak üç kat artış
gösterdi. Özetlemek gerekirse; iflasa yuvarlanan bir şirket devlet
müdahalesiyle kurtarıldı, ardından özel girişimle büyütüldü ve geliştirildi.
Altay- TSK’nın Modern ve Milli Tankı
90’lı yıllarda tank modernizasyonları ve ikinci el
tedarikler sonrası Kara Kuvvetleri, modern tank talebinde bulundu. Alman
Leopard 2a4, Amerikan M1a2 Abrams, Fransız Leclerc ve Ukrayna T-84 tankları TSK
tarafından test edildi. Yoğun çalışma ve eleme sürecinin sonunda Alman aday,
rakiplerini geride bırakarak tercih edilen oldu. Üretim modeli ve sipariş
adetleri için görüşmelere dahi başlandı. Ancak bir sorun vardı: Türkiye
Cumhuriyeti devleti, yerel (yerli) firmaların da üretime dâhil olmasını Almanya
tarafına şart koşmuştu. Tabi Alman yetkililer yüksek teknolojiyi paylaşmayı
kabul etmediler. İster siyasi, ister askeri, ister mali sebeplerle olsun;
kendilerince haklı sebepleri vardı. Ama Türkiye’nin de istekleri belliydi.
Sonuç olarak planlar iptal edildi. Envanterdeki tanklar modernize edilerek bir
süre daha idare edilmeye çalışıldı. Ta ki 2004’e kadar.
O yıl toplanan Savunma Sanayii İcra Komitesi kararlarından
en çarpıcı üçü; Milli İha (Anka), Milli Taarruz Helikopteri (Atak) ve Milli
Tank (Altay) üretme ve üretebilme potansiyelinin araştırılması oldu. Konumuz
Altay. Diğer projeler bu yazının dışındadır.
2008 yılına gelindiğinde Otokar, FNSS ve BMC’yi (o dönem
ekonomik bunalım kısmen başlamıştı) geride bırakarak Milli İmkanlarla Tank
Üretim Projesi’nde (MİTÜP) prototip geliştirici olarak çalışmalara başladı.
Daha önce hiç tank üretmemiş, hatta NATO üyeliği sonrası envanterine sıfır km
tank bile almamış Türkiye’nin teknik destek sağlayıcıya ihtiyacı vardı. Bunun
için Güney Kore merkezli Hyundai Rotem firması seçildi. En son ürünleri K2
Black Panter tankı olan bu firmayla işbirliği neticesinde Türkiye’nin gelecek
harp şartlarına uygun kabiliyette Altay tankı 2015 yılında kalifiye oldu. Yani
talep edenin (TSK) şartlarını karşılayacak olgunluğa ulaştı. Ayrıca belirtmek
gerekir ki 2008’de görevi üstlendikten sonra Otokar’a başta 500 milyon dolar,
sonrasında ayrıca talep edilen bütçelerle toplamda 1 milyar dolara yakın para,
devlet tarafından verildi. Dönelim 2015-2016 sezonuna. Savunma Sanayii
Başkanlığı, son halini almış Altay için Otokar’la seri üretim görüşmelerine
başladı. Ancak bütçe konusunda uzlaşılamaması, projeyi başka firmalarında
katılacağı bir ihaleyle sürdürme zorunluluğunu ortaya çıkardı. Gelinen aşamada
Otokar, FNSS ve BMC’nin rekabeti sonrası en makul teklifi veren BMC, seri
üretim ihalesini almış oldu. Nihai anlaşma 9 Kasım 2018’de imzalandı. Aradan
geçen 1,5 yılda neden hala üretimin ya da üretim faaliyetlerinin
başlamadığına/başlayamadığına daha sonraki başlıkta değineceğiz. Şimdi,
Altay’ın sanayileşme modelini biraz irdeleyelim.
Altay (diğer tanklar da bahsedeceklerime kısmen dâhildir)
genel olarak dört ana uzmanlıktan/bileşenden oluşur. Bunlar; 1. olarak, evvela
yürüyen/hareket eden otomotiv kısmı. Bu BMC’nin sorumlu olduğu alandır. 2.
olarak, elektronik/aviyonik sistemler (teleskop, radarlar, ikaz alıcılar,
akkor, haberleşme ve nice aksam). Bu alan Aselsan’ın üstlendiği alandır. 3.
olarak, ana silah sistemi yani tankın namlusu. Bu da Makina ve Kimya
Endüstrisi’nin sorumluluğunda. 4. olarak ise, tankın zırhı. Roketsan imalatı
bor karbür esaslı kompozit zırh… Bu yazdıklarımız dört ana başlıktır. Bunlar
haricinde, bu firmaların her birinin onlarca olmak üzere, toplamda 200’e yakın
alt sistem/yan sanayi üreticisi de projeye dâhildir. Bu, bir sanayileşme/üretim
örgütlenmesi kuralıdır/ihtiyacıdır. Sözgelimi Aselsan, zırh üretmez. Çünkü
alanı elektroniktir. BMC ya da Roketsan, iletişim sistemi veya lazer ikaz alıcı
üretmez. Çünkü alanları; ilkinin otomotiv, ikincisinin roket/füze ve
türevleridir. Mesela elektroniği üreten Aselsan; kabloları, kamera merceğini
veya tuş/buton üretmez. O, nihai tasarımın, üretim haklarının, son ürünün
sahibidir. Bahsi geçen/geçmeyen parçaları yan sanayiden tedarik eder. Çok derin
olmasa da neden bu ayrıntılara girdim? Çünkü ciddi bir yanlış algı var. BMC,
yoktan var edecek gibi bir tank meydana getirmeyecek. Tankın şasesini üretecek,
kalan bütün bileşenleri Anadolu’nun geniş coğrafyasına, vatan topraklarına
yayılmış irili ufaklı üreticilerden tedarik ederek son montajı yapıp
kullanıcıya teslim edecek. Bu iş, Avrupa’da da, ABD’de de, Çin’de de, Rusya’da
da böyledir. Otokar da alsa, FNSS’de alsa bu sanayi örgütlenme modelini
uygulamak zorundadır! Gelelim gümbürtünün koptuğu sürece…
“Tank-Palet Fabrikası”
Önceki satırlarda belirttiğimiz gibi, Altay seri üretim
ihalesini BMC aldı. Gelelim Tank-Palet Fabrikası olarak bilenen Arifiye 1. Ana
Bakım Merkezi Müdürlüğü ile BMC’nin yollarının kesişmesine ve neticede kopan
yaygara konusuna. Türkiye’de hâlihazırda tank üretimi yapılabilecek bir tesis
yok. İhaleyi bahsettiğim diğer firmalar alsaydı da yeni tesis inşa edecekti,
BMC alsa da. Keza, BMC’nin Sakarya Karasu’da devam eden dev bir yatırımı var.
Savunma Sanayii üssü olarak sık sık basında yer buldu. Burada askeri araçlardan
tutun, hızlı tren, metro ve tramvay gibi raylı sistem araçlarının da üretimi
yapılacak. BMC de zaten Altay’ı burada üretmeyi planlıyordu. Ancak kaynayan
Ortadoğu, TSK’nın harekâtlarda tank kaybı gibi olumsuz gelişmeler, bir an önce
Altay’ı harekât sahasına çıkartmayı mecbur hale getirdi. Fakat Karasu’daki
tesisin inşaatı, üretim yapacak hazırlık seviyesine ulaşması yaklaşık 5 yılı
bulacak. Bu şartlar ve ihtiyaçlar neticesinde Milli Savunma Bakanlığı bir
müdahalede bulundu. O da ilk etapta üretilecek tanklar için “Tank-Palet
Fabrikası’nın” kullanılmasıydı. Kontrol ve hakkın tamamen MSB’de kalacağı bir
yöntemle 25 yıllığına işletme devri yapıldı. Bu süre zarfında personelin
maaşından, tesisin diğer giderlerine kadar sorumluluk BMC’de. Tabi burası tank
üretimine tam hazır, paket bir tesis değil. En az 50 milyon dolar yatırımla
(yüz milyonlarca doları bulacak), buranın tank üretebilir bir tesis haline
gelmesi şartıyla bu işletme devri yapıldı. Ayrıca günün sonunda bizzat devlet,
tank üretebilir bir tesise sahip olmuş olacak. “Tank-Paletin” neden böyle bir
sürece dâhil edildiğini anlatabildiysek gelelim sıradaki hususa…
“Madem acildi, devlete ait tesis devredildi, peki hala neden
başlamadı üretim?” Cevap: Dış politika. Şöyle ki; Altay’ın geliştirilmesi
sürecinde ve planlanan seri üretimde Alman MTU firmasına ait 1500 beygirlik V12
dizel motor kullanılacaktı. Transmisyonu da eklemeliyim. O da Alman Renk
firması imalatı. Yani seri üretim ilk partide ithal güç grubu kullanılacaktı.
Ancak! Suriye kuzeyinde yuvalanan terör kantonlarına yapılan müdahaleler
Batı’yla ilişkileri gerdi. Hele hele fonladıkları ve silahlandırdıkları YPG’ye
(PKK) karşı yapılan Barış Pınarı Harekâtı, bardağı taşıran son damla oldu. Arka
arkaya Avrupa ülkeleri ambargo açıklamaya başladılar. Ambargoyu resmi
uygulamayanlar da sağır sultanı oynadılar. Örnek: Almanya! Hiç uzatmayayım.
Teknik ya da politik konuşmadan tek cümleyle diyebiliriz ki; Almanya, güç
grubunu vermiyor. Bu durum Türkiye-Almanya ilişkileriyle alakalı. Ethem
Sancak’ı da BMC’yi de aşar. İhale Otokar’a ya da FNSS’e verilse de “Tank-Palet”
sürece dâhil olsa da olmasa da mevcut şart ve zamanda yaşanacak durum buydu ve
yaşanıyor.
Toparlayalım; Altay’ın hala seri üretime girememesinin
sebebi, örtülü ambargo. Peki, sorun nasıl aşılır? Ya siyasi gayretle yakın
vadede Almanlardan güç grubu temin edilir ya da hali hazırda BMC Power
tarafından tasarımı devam eden Batu projesinin üretimine dek beklenir. Batu,
Altay için geliştirilen milli güç grubu projesidir. Ayrıca eklemek gerekirse,
Altay için alternatif bir motor olduğunu düşünmüyorum. Tankın geliştirme
sürecinde Alman motoru baz alındı. Başka bir motor seçimi, tankın tasarımında
büyük çaplı değişmişi zorunlu kılar. Milli Batu projesi ise, Altay’ın mevcut
teknik altyapısına uygun geliştirildiği için kısa sürede kalifiye
olabilecektir. Yazımızı noktalamadan önce bir ikazda bulunmak isterim. Sağ olsun
Ana Muhalefet, yoğun saldırıları sebebiyle, bu proje üzerinden ilgilileri
BMC’ciler, Otokar’cılar diye ikiye böldü. Yazımızda yanlış bir anlaşılma
olmasın. BMC, Otokar, FNSS, Baykar, Aselsan ve adını yazamayacağım kadar firma,
bizim. Bu ulusun firmasıdır. Hepsi de birbirini tamamlar. Bu firmaların
donattığı, silahlandırdığı; dağlarda, çayırda, bayırda, sınır ötesinde bu ulus
için mücadele veren Asil Mehmetçiklere selam olsun!



