Son aylarda komşumuz
Yunanistan’ın aşırı agresif savaş uçağı tedarik sözleşmelerine şahit oluyoruz.
Sahip olduğu F-16’ları modernize etmekten tutun, Fransızlardan Rafale ve son
Amerikan teknolojisi F-35 en bilinenleri. Adalar Denizi’nin diğer tarafı, yani
biz; tarihin bir cilvesiymişçesine birden fazla cephede vatan savaşı veriyoruz.
Tarihin cilvesi diyorum çünkü adeta tarih tekerrür ediyor. 20. Y.Y.’ın
başlarında, selefimiz Osmanlı İmparatorluğu da birçok cephede var olma/varlığını
koruma mücadelesi veriyordu. O yıllarda da Yunan Yönetimi, emperyalistlerin
sıvazlamasıyla saldırganlığa curet ediyordu. Daha sonra sırt sıvazlayıcıları
tarafından yalnız bırakılan işgal güçlerinin, gerisin geri Akdeniz’in sularına
sığındığı (Ege o yıllarda Akdeniz olarak ifade edilirdi) hezimeti de tarih
unutturmaz. Sürünüyor zannedilen imparatorluk, Mustafa Kemal Atatürk
önderliğinde modern bir Türk Cumhuriyeti kurarak, Anadolu’daki kalıcılığını
perçinledi. Bugün de benzer süreçlerden geçiyoruz. Gene emperyalist saldırılar
ve gene onlar tarafından üzerimize sürülmeye çalışılan, halktan kopuk Yunan
Yönetimi. Gelin şimdi muharip hava kuvvetleri özelinde Yunanistan’ın tedarik
planlarına, Türkiye’nin mevcut durumuna ve kısa vadeli alternatif senaryoların
neler olabileceğine bakalım.
Şişirilen Yunanistan
Öncelikle belirtelim, bu
başlık ve daha sonraki başlıklarda bahsedeceğimiz platformların teknik
detaylarına çok ayrıntılı inmeyeceğiz. Mümkün mertebe herkesin anlayacağı bir
biçim, yazı geneline hakim kılınmaya çalışılacak. Başlayalım...
2017 son çeyreğinde Yunan Başbakan Çipras, ABD ziyareti sırasında sahip oldukları F-16 uçaklarının 85 adetini Block 70 Viper seviyesine modernize
ettireceklerini açıkladı. Bu programın içerisinde en önemli kalem, aktif elektronik faz dizinli burun radarının uçağa kazandırılması olacak. Bu yeni nesil radarı önceki nesillerinden farklı kılansa; daha uzun
menzilde, daha fazla unsuru tespit edip, daha fazla hedefe angaje olabilmesi.
Ayrıca elektronik taarruz ve elektronik destek
kabiliyetlerindeki sıçrama da cabası. Viper modernizasyon paketi, 4. nesil sınıfındaki F-16’ları 4,5. nesil sınıfına yükseltiyor. Ayrıca Yunan Yönetimi, modernize ettireceği F-16’lardan sökülecek bileşenleri de daha geri versiyon uçaklarına entegre ederek, zayıf düşen platformlarını da aktif savaşçılar haline getirme gayretinde. Yani Yunan F-16 filolarında ciddi ve yenilikçi bir tazelenme söz konusu. Tabi iş bununla kalmıyor. Libya, Doğu Akdeniz ve Suriye’de amansız şekilde karşımızda duran; hatta
alttan alta Batı Afrika topraklarında adeta karşılıklı diş gösterme/yoklama yaptığımız Fransa da Yunanistan’ın sırtını sıvazlamaya pek iştahlı doğrusu. Öyle ki
Yunanistan tarafından tedarik edilecek Fransız Rafale savaş uçaklarının 12 adedi bizzat Fransa’nın kullandığı uçaklar. Buna ek olarak 6 adet de Dassault firmasınca üretilerek sıfır olarak teslim
edilecek. Rafale uçakları doğuştan 4. nesil ötesi. Son güncellemelerle 4,5. nesil sınıfına yükseldiler. Gelişmiş radarı ve ileri düzey bir elektronik harp sistemi var. Çift motorlu, hızlı, uzun menzilli
ve yüksek silah taşıma kapasitesine sahip bir uçak. Ayrıca yapılan anlaşma neticesinde havadan havaya Meteor füzesi de bu uçaklarla beraber Yunan Hava Kuvvetleri’ne kazandırılacak. Menzili
konusunda resmi veri bulmak oldukça zor. Ancak iddialar arasında geçen en düşük menzil bile 100 km.’den fazla. Özellikle belirtmeliyim ki halihazırda Türk Hava
Kuvvetleri’nde bu menzilde bir hava-hava füzesi yok. Yani kısaca, Fransa’dan yapılacak bu alımla hem platform, hem de silah sistemi kalemlerinde
Yunan tarafı, bize karşı önemli bir koz elde edecek. Teslimatlar bu yaz başlıyor.

Gelelim son hamlelerine, F-35! Geçtiğimiz Kasım ayında Yunanistan, 24 adet F-35 tedariki için ABD’ye resmen başvuruda bulundu. Tabi Amerikalı Şahinler, Türkiye’ye karşı Yunanistan’ı şişirmek için başvuruya olumlu cevap verdiler.
Artı ve Eksileriyle
F-35
Özellikle değinmek isterim, her ne kadar bizim kamuoyunda F-35,
zaafiyet abidesi gibi anılsa da gerçekler bu yaklaşımdan epey uzak. F-35 (Joint Strike Fighter/Müşterek Taarruz Uçağı) gelmiş geçmiş en büyük askeri proje.
Birçok gelişmiş ülke tarafından satın alınıyor ve gün geçtikçe talipleri de
sürekli artıyor. Askeri piyasada dolaşımda olan, birden çok ulusun kullanımında
bulunan tek gerçek 5. nesil savaş uçağı. Yüksek kabiliyetli radarı, düşük
görünürlük özelliği ve sürekli gelişime açık görev bilgisayarıyla bir savaş
uçağı olmanın ötesinde; aynı zamanda bir ileri karakol ve komuta kontrol
platformu. Zaten dikkatinizi çekmek isterim, her ne kadar S-400 dillendirilmiş
olsa da F-35’lerin Türkiye’ye teslimatını engelleyen esas faktör, kullandıkça
kabiliyetlerini keşfeden İsrail lobi gücünün ABD Kongresi’ndeki yoğun
baskılarıdır. Son birkaç yıldır İsrail, F-35 Adir
uçaklarıyla Şam yakınlarına çok kez saldırılar düzenledi. Havada
bu uçakları ne Suriye
Ordusu ne de bölgede konuşlu Rus güçleri farkedemedi. İsrail bu gibi pratiklerden elde ettiği verilerden yola çıkarak, son 10 yıldır ilişkilerinin oldukça bozuk olduğu Türkiye’ye bu kabiliyetin kazandırılmaması için çok uğraştı. Hatta sırf Türkiye’yi değil, daha birkaç ay önce “dostluk bağları” kurduğu Birleşik Arap Emirlikleri’ni uzun yıllardır men ediyordu
F-35 tedarikinden.
Anlaşılmasını istediğim husus, F-35’in teknik açıdan mükemmel, ancak siyasi açıdan da bir o kadar külfetli bir platform olduğudur. Şöyle ki; F-35 bir kulübün, bir güruhun uçağıdır. F-35, ABD ile büyük oranda ortak çıkarlara sahip yönetimlerin silahıdır. Hatırlayalım, 1999 yılında projeye dahil olduğumuzda Türk-Amerikan ilişkileri, tarihinin en yüksek seviyelerindeydi. Ardından açılımlar, kumpas davalar derken, ABD sinsi sinsi Türk siyasetini etkileyen bir gölge güce dönüşmüştü. Onlar nazarında Türkiye, bölgedeki hedeflerine ulaşma yolunda verimli bir partnerdi. Ama sonra çatırdamalar vuku buldu. Türk Vatanseverliği Silivri duvarlarını yıktı, Türk Hükümeti 2015 yazında açılımı elinin tersiyle iterek PKK’ya diz çöktürecek operasyonları başlattı. 1 yıl sonra 15-16 Temmuz gecesi Amerikan ajanlarını ordudan ve bürokrasiden ayıkladı ve hemen akabinde Suriye’nin bölünmesini engelleyecek Fırat Kalkanı Harekatı ile masaya yumruğunu vurdu. Bugüne kadar da karşılıklı çatışmalar süregeldi. Artık durum iktidar siyasetini aşıp eksen değişimine yönelen bir devlet politikası halini aldı. Son sözle bu bahsi kapatalım. F-35, ABD ile aynı emelleri paylaşan ülkeler için mükemmel bir platform. Ancak bizim gibi artık ABD ile yalnızca “sözde kalmış bir müttefiklik” ilişkisi olan ülke için, tedariki değerlendirilebilecek bir platform değildir.
2030 Odaklı Yunan Muharip
Jet Kuvvetleri
Kısaca tedarik programları neticesinde Yunan modern jet envanteri; 85 adet Viper seviyesine yükseltilmiş 4,5. nesil F-16, 18 adet çift motorlu 4,5. nesil Rafale ve 24 adet 5. nesil F-35 savaş uçağından oluşacaktır. Görüldüğü üzere Rafale sayısı 1 filodan biraz az, F-35 sayısı ise 1 filodan
biraz fazladır. Buradan da anlamalıyız ki birkaç yıl sonra bu platformlardan birinin sayısı muhakkak ek
siparişlerle artırılarak en az 2 filoya tamamlanacaktır. Mevcut modernizasyon planını F-35 üzerine kurmuş hava kuvvetlerimizin, ilan edilmiş yeni bir tedarik planı yoktur. Gelin şimdi aktif filolarımıza ve neler yapılabileceğine bakalım.
Faal Türk Muharip Jet Envanteri
Mevcut muharip kuvvet yapımız F-16 ve F-4
Terminatör 2020 uçaklarından oluşmaktadır. Bunların sayıları ise açık kaynaklarda 29 F-16 Block 50+, 71 F-16 Block 50, 102
F-16 Block 40, 36 F-16 Block 30 ve 30 civarı F-4 Terminatör 2020 olarak geçmektedir. Burada altını çizmek istediğim kısım, normal şartlarda F-4 uçaklarımız 2021 yılında faal
tutulmayacaktı. 2018’den itibaren
F-35’lerin envantere katılmasıyla 2020 sonuna kadar peyderpey emekli edileceklerdi.
Yarım asırdan daha eski
teknolojiye sahip bu uçaklar, artık modernizasyonlarla da çağa ayak uyduramıyor. Önümüzdeki 10 yıla dair kıyaslamaya eğileceğimiz için F-4’leri yok sayabiliriz. Belki güney sınırlarımızda terör mağarası bomblamaya
devam edebilir ama havada it dalaşına katılamaz.
Kısaca Önümüzdeki 10 Yıl
O halde diyebiliriz ki Yunan
Hava Kuvvetleri 127 adet 4,5. ve 5. nesil platformlara sahip bir jet kuvvet yapısı işletirken (3 farklı model: F-16, Rafale ve F-35), Türk Hava Kuvvetleri 100 adet 4,5. nesil platforma sahip bir jet envanteri
işletecektir. Üstelik yalnızca F-16’ya dayalı bir envanter. Kalan 130 civarı F-16’mızı bu kıyasa dahil etmiyorum, çünkü kıstasları yalnızca 4,5. ve 5.
nesil uçaklar üzerine
belirledik. Aksi değerlendirmede karşı tarafın da elinde eski F-16’lar, Mirage 2000 tipi uçaklar ve F-4’ler mevcut. Tüm buraya kadar yazdıklarımızdan çıkan sonuç, önümüzde gayet çetin bir 10 yıl var. Peki bu 10 yılı zaafiyet yaşamadan ve 2030 sonrası milli savaş uçağımızla da beraber görev yapabilecek bir alternatif platformla kapatmamız mümkün mü biraz
inceleyelim.
Olası Alternatif Çözümler
Bu başlık altında
inceleyeceğimiz uçaklar kısa vadede zayıf düşmemizi önleyecek, orta ve uzun
vadede ise milli savaş uçağımızı destekleyecek adet, özellik ve maliyetlerle
değerlendirilecektir. Yani asla hava kuvvetlerimizin muharip güç omurgasını
oluşturacak bir arayış içerisinde değiliz. Ortalama 1 filo 20 uçaktan oluşur.
4,5. ve 5. nesil modellerde kısa vadede Yunan tarafından 27 uçak geride
olacağımızı hesapladık. O halde olası tedarik edeceğimiz uçak alım adedimiz 1
filo olursa, farkı azaltmakla beraber hala geride kalıyoruz. 2 filo olması
halinde yumuşak bir üstünlük sağlamakla beraber, mali boyut dikkate değer bir
büyüklüğe ulaşıyor. 3 filo tedarik halinde ise rakibe net üstünlük kurmakla
beraber, milli savaş uçağı programımızdan mali kesinti riskine giriyoruz.
Arayışımız kısa vade geçişi ve uzun vade desteği sağlayacak bir amaç güttüğü
için 3 filo seçeneğini eliyoruz. Tek tehdit Yunanistan’dan gelmediği için,
İsrail ve Mısır’ın da agresif silahlanmalarından kaynaklı olarak; 1 filo
seçeneği de ihtiyacımıza tatmin edici bir karşılık veremeyecektir. Geriye
kalıyor en makul seçenek 2 filo.
Tedariki İhtimal Dışı Platformlar
Kamuoyunda kısık sesle dile getirilse de İsveç orjinli Saab Jas-39 Gripen ve Fransa orjinli Dassault Rafale tedariki, pratikte olası görünmüyor. Her iki model de teknik açıdan arayışımıza uygun olmakla beraber, üretici ülkelerin çok uzun yıllardır Türkiye ile özellikle askeri aksiyonlarda gün yüzüne çıkan soğuk ilişkileri, adeta klikleşmiş hasım tavırları, bir tedarik planını safdışı bırakıyor. Bu ülkeler dışında birçok modele sahip olan Çin endüstrisi de ihtiyacımıza cevap veremez. Çünkü daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere ciddi bir ekol farkı var. Yani şu dakika karar verilse bile bir Türk pilotunun Çin jeti uçurması için en baştan, harp okulu seviyesinden eğitimi gerekiyor. Haricen, silah ve elektronik sistem sertifikasyonu, yedek parça stoğu, bakım ekiplerinin oryantasyonu gibi yığınla farklı yatırım ve zaman gerektirmesi; 2 filo uçak için “attığımız taşın ürküttüğümüz başa değmeyeceği” bir sonucu doğurur. Üstelik, Rusya’ya kıyasla Çin ile askeri ilişkimiz, alışverişimiz oldukça alt düzeyde. Bundan dolayı sıfırdan yeni bir sayfa açmamız gerekliliği, Çin jetlerini de safdışı bırakıyor.
ABD Artık Devre Dışı (Olmak Zorunda)
Bizleri böyle bir tedarik
arayışına iten sebep, ABD’nin F-35’lerimizi vermemesi ve bizi hukuka aykırı şekilde projeden dışlamasıdır. Hal böyle olunca Amerikan malı F-15 ya da F-18’i değerlendirmeye
almamız akla mantığa aykırı düşer. Askeri havacılık ve savunma sanayi araştırmacısı Hakan Kılıç’a göre “Türkiye bu saatten
sonra F-35 dışında herhangi bir Amerikan tayyaresi satın almamalı.” Geldiğimiz noktada
zaten F-35 de artık mümkün görünmüyor. Fakat ABD
ile kapanmamış bir dosyamız var. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi, F-35 tedariki için 1.2 milyar
dolar ödeme yaptık. Bu paranın en verimli şekilde değerlendirilebilmesinin yolu ise eldeki F-16’larımız için yedek parça temini ve MMU projesinde de ilk edapta kullanacağımız F-110 motoru
temini öne çıkıyor. Bu konuda görüşmeler yapıldığı da zaman zaman basında yer buldu.
Samimi İlişkilere Engel Teknik Yetersizlikler
Tarihten gelen mükemmel bir yakınlığımız var Pakistan’la. Uluslararası politikada karşı karşıya geldiğimizi hiç hatırlamıyorum. Askeri işbirliğimiz de gün geçtikçe artıyor. Bizden onlara Ada Sınıfı Korvet ve T-129 Atak Helikopteri gidiyor/gidecek. Onlardan bize Başlangıç Eğitim Uçağı Super Mushak gelmekte. Bunların haricinde çok daha fazla programlar olsa da ana konudan sapmamak adına onları es geçiyoruz. Çin teknoloji transferiyle Pakistan’ın ürettiği JF-17 Thunder savaş uçağı, son aylarda yeni geliştirilen Block 3 versiyonu ile dünya askeri basınında yer buldu. Önceki modellere kıyasla en önemli yeniliği, aktif elektronik faz dizinli radara sahip olması. Yüksek harbe hazırlık oranı, düşük ilk satınalım ve sürekli idame maliyetiyle; kendi çapında verimli, tutarlı bir uçak.
Türkiye’nin talebi
halinde, Pakistan’ın kaynak koduna erişim konusunda kolaylık sağlama potansiyeli de çok yüksek. Ancak gelgelelim bu uçağın bize nitelik açısından kazandırabileceği pek bir şey yok. 2000’lere dayanan proje başlangıç tarihinde, temelinde ucuzlatılmış bir F-16 olarak
tasarlandı. Son versiyondaki gelişmiş radar özelliğini saymazsak; yapısal teknolojisi ve gövde özelinde en fazla Block 40 F-16 ayarında bir kabiliyette. E zaten envanterimizde 100’den fazla Block 40 F-16 var. 2 filo JF-17 Thunder almaktansa,
uçaklarımızın tamamına modern aviyonik entegrasyonu ve gelişmiş radar
entegrasyonu yapmak, hem vakitten hem de nakitten yana daha karlı bir çözüm olur. Sonuç olarak JF-17 Thunder, ihtiyacımızı karşılayamıyor.
Rusya’daki Fırsatlar
SU-35, 4,5. nesil, mükemmel
manevra yeteneğine sahip, hızlı, uzun menzilli ve ağır yük kapasiteli bir uçak. Temeli SU-27’ye dayandığı için de kendini kanıtlamış, teknik doygunluk seviyesine ulaşmış bir platform. Tıpkı SU-57’de olduğu gibi bir NATO savaş uçağı avcısı. Yunanistan’ın sahip olacağı Rafale’lere ek olarak; olası bir sürtüşme halinde İsrail F-15’leri ve Mısır Rafale’leri ile de çok rahat it dalaşı yapabilir. SU-35 iki farklı şekilde tedarik edilebilir. İlk seçenek doğrudan 1 filo satın alınması. Doğrudan satınalımda sayıyı az tutmamızın sebebi, mevcut kuvvet yapımıza tam entegre
edemeyeceğimiz (çünkü NATO dışı) için fazla adedin doğuracağı maddi ve lojistik yük problemidir. Diğer bir tedarik yöntemi ise; çok zor olmakla beraber 2 filo uçağın tamamen
mekanik olarak satın alınıp, aviyonik sistemlerin, burun radarının ve görev bilgisayarının yerli endüstrimiz tarafından entegre edilmesi olabilir. Bu şekilde hem mevcut
elektronik ağımıza dahil edebilir, hem de kendi silah sistemlerimizi takabiliriz.
Tabi Rus tarafının böyle bir teklife sıcak bakma ihtimali gayet düşük. 1.
sistemi tedarik ettiğimiz S-400’ün 2. sisteminde hala bir ilerleme olmamasının
en büyük sebebi; bizim talep ettiğimiz teknoloji paylaşımına Ruslar’ın yeşil
ışık yakmaması.
En Verimli Seçenek
Peki tedarik yöntemi nasıl olabilir? Burada da karşımıza iki seçenek çıkıyor. İlk olarak doğrudan sıfır üretim sipariş. Bu şekilde bir sözleşme gerçekleşmesi halinde üreticinin iş yoğunluğuna/yüküne bağlı olarak ortalama 2023 ile 2026 arasında uçakları teslim alabliriz. Uçağın daha önceki satışlarından yola çıkarak bir hesap yaptığımızda; 30 uçak x 90 milyon dolar birim fiyat=2,7 milyar dolar bedel çıkmakta. Yedek parça ve silah sistemlerini de dahil edersek tahmini toplam bedel 3,5 milyar
doların altında kalıyor. Diğer bir satınalım yöntemi ise ikinci el ve sıfır üretim veya
tamamen ikinci el şeklinde olabilir. Bu şekilde hem mali yük azalır, hem de
teslimat süreci hızlanabilir. Özellikle İngiliz, İtalyan ve İspanyol yönetimleriyle son yıllarda artan karşılıklı saygı ve pandemiyle
gelişen dayanışma ruhu; bu seçeneği daha cazip kılıyor. Alınacak uçakların yaşı ve uçuş saatine göre değişecek maliyetlerden ötürü detaya
giremeyiz. Son bir notla “Olası Alternatif Çözümler” başlığına nokta koyalım. Değerlendirdiğimiz uçaklar arasından hem mevcut ağımızla uyumluluk,
hem hızlı adaptasyon, hem
de yüksek teknik kabiliyetleriyle öne çıkan uçak, Eurofighter Typhoon’dur. Tabi devlet yöneticilerimiz ve komuta kademesi daha iyi bilir. Naçizane, sade ve vatansever bireyler olarak, bizim
tespitlerimiz de böyledir.
Muharip Jet Dışı Unsurlar
Değerlendirme
Son kısım haricinde
genel olarak muharip jet filoları üzerinde fazlaca durmamızın bir sebebi var. Avrupa, Afrika ve Asya’nın kesişme noktasında; Ortadoğu’nun hemen yakınında, Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanacak bir sıcak çatışma halinde, dünyanın seyirci kalacağını düşünmek saflık olur. Amerika’dan Rusya’ya, Avrupa’dan Çin’e tutun da bölgede söz sahibi birçok devlet; çatışmayı durdurmak için iki tarafa da yoğun baskı uygulayacaktır. Bırakalım bir günü, 6 saat
dolmadan zoraki bir ateşkes sağlanacaktır. İşte bütün marifet bu 6
saate ne sığdırabileceğimizde, ne sığdırabileceklerinde. Bu kısa sürede hızlı reaksiyon gösterecek başat güç, muharip
jetlerdir. Erken görüp uzaktan
vurabilen; ateşkes sonrası daha avantajlı ve yüksek
motivasyonlu olur. İşte kısaca bu
sebeplerden ötürü muharip jet envanterimizi ivedilikle takviye
etmeliyiz.















