16 Şubat 2021 Salı

GÖK KUBBENİN PENÇELERİ

 

Son aylarda komşumuz Yunanistan’ın aşırı agresif savaş uçağı tedarik sözleşmelerine şahit oluyoruz. Sahip olduğu F-16’ları modernize etmekten tutun, Fransızlardan Rafale ve son Amerikan teknolojisi F-35 en bilinenleri. Adalar Denizi’nin diğer tarafı, yani biz; tarihin bir cilvesiymişçesine birden fazla cephede vatan savaşı veriyoruz. Tarihin cilvesi diyorum çünkü adeta tarih tekerrür ediyor. 20. Y.Y.’ın başlarında, selefimiz Osmanlı İmparatorluğu da birçok cephede var olma/varlığını koruma mücadelesi veriyordu. O yıllarda da Yunan Yönetimi, emperyalistlerin sıvazlamasıyla saldırganlığa curet ediyordu. Daha sonra sırt sıvazlayıcıları tarafından yalnız bırakılan işgal güçlerinin, gerisin geri Akdeniz’in sularına sığındığı (Ege o yıllarda Akdeniz olarak ifade edilirdi) hezimeti de tarih unutturmaz. Sürünüyor zannedilen imparatorluk, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde modern bir Türk Cumhuriyeti kurarak, Anadolu’daki kalıcılığını perçinledi. Bugün de benzer süreçlerden geçiyoruz. Gene emperyalist saldırılar ve gene onlar tarafından üzerimize sürülmeye çalışılan, halktan kopuk Yunan Yönetimi. Gelin şimdi muharip hava kuvvetleri özelinde Yunanistan’ın tedarik planlarına, Türkiye’nin mevcut durumuna ve kısa vadeli alternatif senaryoların neler olabileceğine bakalım.









Şişirilen Yunanistan

Öncelikle belirtelim, bu başlık ve daha sonraki başlıklarda bahsedeceğimiz platformların teknik detaylarına çok ayrıntılı inmeyeceğiz. Mümkün mertebe herkesin anlayacağı bir biçim, yazı geneline hakim kılınmaya çalışılacak. Başlayalım...

2017 son çeyreğinde Yunan Başbakan Çipras, ABD ziyareti sırasında sahip oldukları F-16 uçaklarının 85 adetini Block 70 Viper seviyesine modernize ettireceklerini açıkladı. Bu programın içerisinde en önemli kalem, aktif elektronik faz dizinli burun radarının uçağa kazandırılması olacak. Bu yeni nesil radarı önceki nesillerinden farklı kılansa; daha uzun menzilde, daha fazla unsuru tespit edip, daha fazla hedefe angaje olabilmesi. Ayrıca elektronik taarruz ve elektronik destek kabiliyetlerindeki sıçrama da cabası. Viper modernizasyon paketi, 4. nesil sınıfındaki F-16ları 4,5. nesil sınıfına yükseltiyor. Ayrıca Yunan Yönetimi, modernize ettireceği F-16lardan sökülecek bileşenleri de daha geri versiyon uçaklarına entegre ederek, zayıf düşen platformlarını da aktif savaşçılar haline getirme gayretinde. Yani Yunan F-16 filolarında ciddi ve yenilikçi bir tazelenme söz konusu. Tabi iş bununla kalmıyor. Libya, Doğu Akdeniz ve Suriyede amansız şekilde karşımızda duran; hatta alttan alta Batı Afrika topraklarında adeta karşılıklı diş gösterme/yoklama yaptığımız Fransa da Yunanistan’ın sırtını sıvazlamaya pek iştahlı doğrusu. Öyle ki Yunanistan tarafından tedarik edilecek Fransız Rafale savaş uçaklarının 12 adedi bizzat Fransanın kullandığı uçaklar. Buna ek olarak 6 adet de Dassault firmasınca üretilerek sıfır olarak teslim edilecek. Rafale uçakları doğuştan 4. nesil ötesi. Son güncellemelerle 4,5. nesil  sınıfına yükseldiler. Gelişmiş radarı ve ileri düzey bir elektronik harp sistemi var. Çift motorlu, hızlı, uzun menzilli ve yüksek silah taşıma kapasitesine sahip bir uçak. Ayrıca yapılan anlaşma neticesinde havadan havaya Meteor füzesi de bu uçaklarla beraber Yunan Hava Kuvvetlerine kazandırılacak. Menzili konusunda resmi veri bulmak oldukça zor. Ancak iddialar arasında geçen en düşük menzil bile 100 km.den fazla. Özellikle belirtmeliyim ki halihazırda Türk Hava Kuvvetlerinde bu menzilde bir hava-hava füzesi yok. Yani kısaca, Fransadan yapılacak bu alımla hem platform, hem de silah sistemi kalemlerinde Yunan tarafı, bize karşı önemli bir koz elde edecek. Teslimatlar bu yaz başlıyor.




Gelelim son hamlelerine, F-35! Geçtiğimiz Kasım ayında Yunanistan, 24 adet F-35 tedariki için ABDye resmen başvuruda bulundu. Tabi Amerikalı Şahinler, Türkiyeye karşı Yunanistan’ı şişirmek için başvuruya olumlu cevap verdiler.



Artı ve Eksileriyle F-35

Özellikle değinmek isterim, her ne kadar bizim kamuoyunda F-35, zaafiyet abidesi gibi anılsa da gerçekler bu yaklaşımdan epey uzak. F-35 (Joint Strike Fighter/Müşterek Taarruz Uçağı) gelmiş geçmiş en büyük askeri proje. Birçok gelişmiş ülke tarafından satın alınıyor ve gün geçtikçe talipleri de sürekli artıyor. Askeri piyasada dolaşımda olan, birden çok ulusun kullanımında bulunan tek gerçek 5. nesil savaş uçağı. Yüksek kabiliyetli radarı, düşük görünürlük özelliği ve sürekli gelişime açık görev bilgisayarıyla bir savaş uçağı olmanın ötesinde; aynı zamanda bir ileri karakol ve komuta kontrol platformu. Zaten dikkatinizi çekmek isterim, her ne kadar S-400 dillendirilmiş olsa da F-35’lerin Türkiye’ye teslimatını engelleyen esas faktör, kullandıkça kabiliyetlerini keşfeden İsrail lobi gücünün ABD Kongresi’ndeki yoğun baskılarıdır. Son birkaç yıldır İsrail, F-35 Adir uçaklarıyla Şam yakınlarına çok kez saldırılar düzenledi. Havada bu uçakları ne Suriye Ordusu ne de bölgede konuşlu Rus güçleri farkedemedi. İsrail bu gibi pratiklerden elde ettiği verilerden yola çıkarak, son 10 yıldır ilişkilerinin oldukça bozuk olduğu Türkiyeye bu kabiliyetin kazandırılmaması için çok uğraştı. Hatta sırf Türkiyeyi değil, daha birkaç ay önce dostluk bağları” kurduğu Birleşik Arap Emirliklerini uzun yıllardır men ediyordu F-35 tedarikinden.

Anlaşılmasını istediğim husus, F-35’in teknik açıdan mükemmel, ancak siyasi açıdan da bir o kadar külfetli bir platform olduğudur. Şöyle ki; F-35 bir kulübün, bir güruhun uçağıdır. F-35, ABD ile büyük oranda ortak çıkarlara sahip yönetimlerin silahıdır. Hatırlayalım, 1999 yılında projeye dahil olduğumuzda Türk-Amerikan ilişkileri, tarihinin en yüksek seviyelerindeydi. Ardından açılımlar, kumpas davalar derken, ABD sinsi sinsi Türk siyasetini etkileyen bir gölge güce dönüşmüştü. Onlar nazarında Türkiye, bölgedeki hedeflerine ulaşma yolunda verimli bir partnerdi. Ama sonra çatırdamalar vuku buldu. Türk Vatanseverliği Silivri duvarlarını yıktı, Türk Hükümeti 2015 yazında açılımı elinin tersiyle iterek PKKya diz çöktürecek operasyonları başlattı. 1 yıl sonra 15-16 Temmuz gecesi Amerikan ajanlarını ordudan ve bürokrasiden ayıkladı ve hemen akabinde Suriyenin bölünmesini engelleyecek Fırat Kalkanı Harekatı ile masaya yumruğunu vurdu. Bugüne kadar da karşılıklı çatışmalar süregeldi. Artık durum iktidar siyasetini aşıp eksen değişimine yönelen bir devlet politikası halini aldı. Son sözle bu bahsi kapatalım. F-35, ABD ile aynı emelleri paylaşan ülkeler için mükemmel bir platform. Ancak bizim gibi artık ABD ile yalnızca sözde kalmış bir müttefiklik ilişkisi olan ülke için, tedariki değerlendirilebilecek bir platform değildir.

2030 Odaklı Yunan Muharip Jet Kuvvetleri

Kısaca tedarik programları neticesinde Yunan modern jet envanteri; 85 adet Viper seviyesine yükseltilmiş 4,5. nesil F-16, 18 adet çift motorlu 4,5. nesil Rafale ve 24 adet 5. nesil F-35 savaş uçağından oluşacaktır. Görüldüğü üzere Rafale sayısı 1 filodan biraz az, F-35 sayısı ise 1 filodan biraz fazladır. Buradan da anlamalıyız ki birkaç yıl sonra bu platformlardan birinin sayısı muhakkak ek siparişlerle artırılarak en az 2 filoya tamamlanacaktır. Mevcut modernizasyon planını F-35 üzerine kurmuş hava kuvvetlerimizin, ilan edilmiş yeni bir tedarik planı yoktur. Gelin şimdi aktif filolarımıza ve neler yapılabileceğine bakalım.

Faal Türk Muharip Jet Envanteri

Mevcut muharip kuvvet yapımız F-16 ve F-4 Terminatör 2020 uçaklarından oluşmaktadır. Bunların sayıları ise açık kaynaklarda 29 F-16 Block 50+, 71 F-16 Block 50, 102 F-16 Block 40, 36 F-16 Block 30 ve 30 civarı F-4 Terminatör 2020 olarak geçmektedir. Burada altını çizmek istediğim kısım, normal şartlarda F-4 uçaklarımız 2021 yılında faal tutulmayacaktı. 2018den itibaren F-35lerin envantere katılmasıyla 2020 sonuna kadar peyderpey emekli edileceklerdi. Yarım asırdan daha eski teknolojiye sahip bu uçaklar, artık modernizasyonlarla da çağa ayak uyduramıyor. Önümüzdeki 10 yıla dair kıyaslamaya eğileceğimiz için F-4leri yok sayabiliriz. Belki güney sınırlarımızda terör mağarası bomblamaya devam edebilir ama havada it dalaşına katılamaz.



Elde var 230 civarı F-16mız. Devam etmekte olan Özgür Projesi ile F-16 uçaklarımızın modern ve milli aviyonik sistemlerle donatısı sürerken bir taraftan da gövde ömürlerini uzatmaya dönük çalışmalar yapılıyor. En önemli proje ise 2018de Aselsan ana yükleniciliğinde başlatılan aktif elektronik faz dizinli burun radarı. 2021de ilk prototiplerin denenmeye başlamasıyla takribi 2023-2024 gibi seri şekilde uçaklarımıza bu radar ve milli aviyonik sistemler entegrasyonu ile ayrıca Tübitak SAGEnin geliştirme faaliyetlerini sürdürdüğü Ulusal havadan-havaya füze ailemiz Göktuğ Projesi sayesinde; Yunanistan’ın ABDye 1.5 milyar dolar ödeyerek yaptırıyor olduğu Block 70 yükseltmesini milli imkanlarla yapabileceğiz. Yani 4,5. nesil sınıfına yükselecek uçaklarımız olacak. Tabi bu program tüm uçaklarımıza uygulanamaz. Eldeki en güncel uçaklara uygulanacaktır ki ömür maliyet etkinliği sağlansın. Yani 29 adet Block 50+ ve 71 adet Block 50 modellere uygulanması kuvvetle muhtemel. Bu neticeyle elimizde 100 adet Block 70 F-16 olacak. Kalanlar ise Milli Muharip Uçak hizmete girmeye başladıkça (ilk teslimat hedefi 2029) emekli edilecek.


Kısaca Önümüzdeki 10 Yıl

O halde diyebiliriz ki Yunan Hava Kuvvetleri 127 adet 4,5. ve 5. nesil platformlara sahip bir jet kuvvet yapısı işletirken (3 farklı model: F-16, Rafale ve F-35), Türk Hava Kuvvetleri 100 adet 4,5. nesil platforma sahip bir jet envanteri işletecektir. Üstelik yalnızca F-16ya dayalı bir envanter. Kalan 130 civarı F-16mızı bu kıyasa dahil etmiyorum, çünkü kıstasları yalnızca 4,5. ve 5. nesil uçaklar üzerine belirledik. Aksi değerlendirmede karşı tarafın da elinde eski F-16lar, Mirage 2000 tipi uçaklar ve F-4ler mevcut. Tüm buraya kadar yazdıklarımızdan çıkan sonuç, önümüzde gayet çetin bir 10 yıl var. Peki bu 10 yılı zaafiyet yaşamadan ve 2030 sonrası milli savaş uçağımızla da beraber görev yapabilecek bir alternatif platformla kapatmamız mümkün mü biraz inceleyelim.

Olası Alternatif Çözümler

Bu başlık altında inceleyeceğimiz uçaklar kısa vadede zayıf düşmemizi önleyecek, orta ve uzun vadede ise milli savaş uçağımızı destekleyecek adet, özellik ve maliyetlerle değerlendirilecektir. Yani asla hava kuvvetlerimizin muharip güç omurgasını oluşturacak bir arayış içerisinde değiliz. Ortalama 1 filo 20 uçaktan oluşur. 4,5. ve 5. nesil modellerde kısa vadede Yunan tarafından 27 uçak geride olacağımızı hesapladık. O halde olası tedarik edeceğimiz uçak alım adedimiz 1 filo olursa, farkı azaltmakla beraber hala geride kalıyoruz. 2 filo olması halinde yumuşak bir üstünlük sağlamakla beraber, mali boyut dikkate değer bir büyüklüğe ulaşıyor. 3 filo tedarik halinde ise rakibe net üstünlük kurmakla beraber, milli savaş uçağı programımızdan mali kesinti riskine giriyoruz. Arayışımız kısa vade geçişi ve uzun vade desteği sağlayacak bir amaç güttüğü için 3 filo seçeneğini eliyoruz. Tek tehdit Yunanistan’dan gelmediği için, İsrail ve Mısır’ın da agresif silahlanmalarından kaynaklı olarak; 1 filo seçeneği de ihtiyacımıza tatmin edici bir karşılık veremeyecektir. Geriye kalıyor en makul seçenek 2 filo.


Tedariki İhtimal Dışı Platformlar

Kamuoyunda kısık sesle dile getirilse de İsveç orjinli Saab Jas-39 Gripen ve Fransa orjinli Dassault Rafale tedariki, pratikte olası görünmüyor. Her iki model de teknik açıdan arayışımıza uygun olmakla beraber, üretici ülkelerin çok uzun yıllardır Türkiye ile özellikle askeri aksiyonlarda gün yüzüne çıkan soğuk ilişkileri, adeta klikleşmiş hasım tavırları, bir tedarik planını safdışı bırakıyor. Bu ülkeler dışında birçok modele sahip olan Çin endüstrisi de ihtiyacımıza cevap veremez. Çünkü daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere ciddi bir ekol farkı var. Yani şu dakika karar verilse bile bir Türk pilotunun Çin jeti uçurması için en baştan, harp okulu seviyesinden eğitimi gerekiyor. Haricen, silah ve elektronik sistem sertifikasyonu, yedek parça stoğu, bakım ekiplerinin oryantasyonu gibi yığınla farklı yatırım ve zaman gerektirmesi; 2 filo uçak için attığımız taşın ürküttüğümüz başa değmeyeceği bir sonucu doğurur. Üstelik, Rusyaya kıyasla Çin ile askeri ilişkimiz, alışverişimiz oldukça alt düzeyde. Bundan dolayı sıfırdan yeni bir sayfa açmamız gerekliliği, Çin jetlerini de safdışı bırakıyor.














ABD Artık Devre Dışı (Olmak Zorunda)

Bizleri böyle bir tedarik arayışına iten sebep, ABDnin F-35lerimizi vermemesi ve bizi hukuka aykırı şekilde projeden dışlamasıdır. Hal böyle olunca Amerikan malı F-15 ya da F-18i değerlendirmeye almamız akla mantığa aykırı düşer. Askeri havacılık ve savunma sanayi araştırmacısı Hakan Kılıç’a göre Türkiye bu saatten sonra F-35 dışında herhangi bir Amerikan tayyaresi satın almamalı. Geldiğimiz noktada zaten F-35 de artık mümkün görünmüyor. Fakat ABD ile kapanmamış bir dosyamız var. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi, F-35 tedariki için 1.2 milyar dolar ödeme yaptık. Bu paranın en verimli şekilde değerlendirilebilmesinin yolu ise eldeki F-16larımız için yedek parça temini ve MMU projesinde de ilk edapta kullanacağımız F-110 motoru temini öne çıkıyor. Bu konuda görüşmeler yapıldığı da zaman zaman basında yer buldu.




   











 Samimi İlişkilere Engel Teknik Yetersizlikler

Tarihten gelen mükemmel bir yakınlığımız var Pakistanla. Uluslararası politikada karşı karşıya geldiğimizi hiç hatırlamıyorum. Askeri işbirliğimiz de gün geçtikçe artıyor. Bizden onlara Ada Sınıfı Korvet ve T-129 Atak Helikopteri gidiyor/gidecek. Onlardan bize Başlangıç Eğitim Uçağı Super Mushak gelmekte. Bunların haricinde çok daha fazla programlar olsa da ana konudan sapmamak adına onları es geçiyoruz. Çin teknoloji transferiyle Pakistan’ın ürettiği JF-17 Thunder savaş uçağı, son aylarda yeni geliştirilen Block 3 versiyonu ile dünya askeri basınında yer buldu. Önceki modellere kıyasla en önemli yeniliği, aktif elektronik faz dizinli radara sahip olması. Yüksek harbe hazırlık oranı, düşük ilk satınalım ve sürekli idame maliyetiyle; kendi çapında verimli, tutarlı bir uçak.



Türkiyenin talebi halinde, Pakistan’ın kaynak koduna erişim konusunda kolaylık sağlama potansiyeli de çok yüksek. Ancak gelgelelim bu uçağın bize nitelik açısından kazandırabileceği pek bir şey yok. 2000lere dayanan proje başlangıç tarihinde, temelinde ucuzlatılmış bir F-16 olarak tasarlandı. Son versiyondaki gelişmiş radar özelliğini saymazsak; yapısal teknolojisi ve gövde özelinde en fazla Block 40 F-16 ayarında bir kabiliyette. E zaten envanterimizde 100den fazla Block 40 F-16 var. 2 filo JF-17 Thunder almaktansa, uçaklarımızın tamamına modern aviyonik entegrasyonu ve gelişmiş radar entegrasyonu yapmak, hem vakitten hem de nakitten yana daha karlı bir çözüm olur. Sonuç olarak JF-17 Thunder, ihtiyacımızı karşılayamıyor.

Rusya’daki Fırsatlar

Sputnik Haber Ajansı’nın da sık sık yaptığı algı çalışmalarından ötürü, Rusyadan savaş uçağı tedariki söz konusu olunca, kamuoyumuz hemen SU-57ye odaklanıyor. SU-57 Rusya’nın en modern savaş uçağı. Henüz asıl motoru hazır olmadığı için 5. nesil sınıfına giremiyor. 4++ olarak kabul edilen klasmanda. Hızlı, çevik, yüksek manevra kabiliyetli ve iyi bir NATO savaş uçağı avcısı olarak tasarlandı. Yaşanan mali problemlerden ötürü seri üretim başlangıcı sürekli gecikti ve anca 2021 Ocakta ilk seri üretim uçak hattan çıkış yapabildi. 76 adetlik Rus Hava Kuvvetleri siparişinin tamamlanması 2028 yılını bulacak. Şimdiden talep etsek dahi 2028 öncesi teslim almamız mümkün değil. Kaldı ki yerli savaş uçağımızın 2029da teslim edileceği şu durumda, gereksiz macera olur SU-57. Peki başlıkta ima ettiğimiz fırsat ne? Belki fırsat ifademiz hoş olmasa da hem Rusyanın satmak isteyeceğini, hem de alması halinde Türkiyenin ihtiyacına cevap verebilecek bir platform olduğunu düşündüğümüz için, SU-35i fırsat olarak neşretmek istedik.


SU-35, 4,5. nesil, mükemmel manevra yeteneğine sahip, hızlı, uzun menzilli ve ağır yük kapasiteli bir uçak. Temeli SU-27ye dayandığı için de kendini kanıtlamış, teknik doygunluk seviyesine ulaşmış bir platform. Tıpkı SU-57de olduğu gibi bir NATO savaş uçağı avcısı. Yunanistan’ın sahip olacağı Rafalelere ek olarak; olası bir sürtüşme halinde İsrail F-15leri ve Mısır Rafaleleri ile de çok rahat it dalaşı yapabilir. SU-35 iki farklı şekilde tedarik edilebilir. İlk seçenek doğrudan 1 filo satın alınması. Doğrudan satınalımda sayıyı az tutmamızın sebebi, mevcut kuvvet yapımıza tam entegre edemeyeceğimiz (çünkü NATO dışı) için fazla adedin doğuracağı maddi ve lojistik yük problemidir. Diğer bir tedarik yöntemi ise; çok zor olmakla beraber 2 filo uçağın tamamen mekanik olarak satın alınıp, aviyonik sistemlerin, burun radarının ve görev bilgisayarının yerli endüstrimiz tarafından entegre edilmesi olabilir. Bu şekilde hem mevcut elektronik ağımıza dahil edebilir, hem de kendi silah sistemlerimizi takabiliriz. Tabi Rus tarafının böyle bir teklife sıcak bakma ihtimali gayet düşük. 1. sistemi tedarik ettiğimiz S-400’ün 2. sisteminde hala bir ilerleme olmamasının en büyük sebebi; bizim talep ettiğimiz teknoloji paylaşımına Ruslar’ın yeşil ışık yakmaması.

En Verimli Seçenek

Son alternatifimiz Eurofighter Typhoon. Öncelikle değinmek istediğim, bu uçaktan birkaç filo alarak teknoloji paylaşımı talep etmemiz mümkün değil. Çünkü uçağı tek değil dört devlet ortak bir konsorsiyumla üretiyor. Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve İspanya oratklığı; 2000li yıllarda Türkiyeyi de konsorsiyuma davet etmişti. Türkiye taahhüt edeceği alım miktarı kadar teknolojiye erişim ve üretim hakkı kazanacaktı. Ancak Türk tarafı, F-35e sıkı sıkıya sarıldığı için bu davete teşrif etmedi. Eurofighter konsorsiyumu, dört ortağın kuvvetlerini tahkim etmenin ardından; Avusturya, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar’a da ihracat yaptı. Typhoon tedarik etme niyetimiz olması halinde, teknoloji paylaşımı konusu SU-35 ihtimalindeki kadar hayati değil. Çünkü zaten bu uçak mevcut envanter ve lojistik altyapımızla büyük oranda uyumlu. Harp Okulu seviyesinden pilot eğitmek şöyle dursun, T-38 uçaklarımızda (yakın zamanda Hürjet olacak) eğitimini tamamlayan pilot adaylarımız, 1 yıldan kısa sürede gayet iyi Typhoon kullanıcısı olabilir. Mevcut ağımızla bütünleşme kabiliyetinin yanında, yüksek maliyetinden ötürü 1,5 filo (30 adet) tedarik edilmesi hem bütçemizi zorlamaz, hem de gerekli güç takviyesini sağlar. Üstelik uçağın bize kazandıracağı en büyük artı da görüş ötesi/uzun menzilli havadan-havaya Meteor füzesi olabilir. Yunan Rafalelerini ezmek için oldukça yeterli.


Peki tedarik yöntemi nasıl olabilir? Burada da karşımıza iki seçenek çıkıyor. İlk olarak doğrudan sıfır üretim sipariş. Bu şekilde bir sözleşme gerçekleşmesi halinde üreticinin iş yoğunluğuna/yüküne bağlı olarak ortalama 2023 ile 2026 arasında uçakları teslim alabliriz. Uçağın daha önceki satışlarından yola çıkarak bir hesap yaptığımızda; 30 uçak x 90 milyon dolar birim fiyat=2,7 milyar dolar bedel çıkmakta. Yedek parça ve silah sistemlerini de dahil edersek tahmini toplam bedel 3,5 milyar doların altında kalıyor. Diğer bir satınalım yöntemi ise ikinci el ve sıfır üretim veya tamamen ikinci el şeklinde olabilir. Bu şekilde hem mali yük azalır, hem de teslimat süreci hızlanabilir. Özellikle İngiliz, İtalyan ve İspanyol yönetimleriyle son yıllarda artan karşılıklı saygı ve pandemiyle gelişen dayanışma ruhu; bu seçeneği daha cazip kılıyor. Alınacak uçakların yaşı ve uçuş saatine göre değişecek maliyetlerden ötürü detaya giremeyiz. Son bir notla Olası Alternatif Çözümler başlığına nokta koyalım. Değerlendirdiğimiz uçaklar arasından hem mevcut ağımızla uyumluluk, hem hızlı adaptasyon, hem de yüksek teknik kabiliyetleriyle öne çıkan uçak, Eurofighter Typhoondur. Tabi devlet yöneticilerimiz ve komuta kademesi daha iyi bilir. Naçizane, sade ve vatansever bireyler olarak, bizim tespitlerimiz de böyledir.

Muharip Jet Dışı Unsurlar

Ülkeler arasındaki askeri dengeyi yalnızca muharip jet filoları belirlemez. O jet gücünü detekleyecek havadan ihbar ve kontrol uçakları, yakıt ikmal uçakları, elektronik taarruz uçakları ve nakliye uçakları da belirleyici etkiye sahiptir. Bu alanlar da Türkiyemiz sahip olduğu Barış Kartalı, Atlas ve Tanker filolarıyla komşu güçlere karşı mutlak üstünlüğe sahiptir.


Ayrıca son 10 yılda kazandığımız havadan-satha füze ve serbest düşüm mühimmatlarla EGEAYDAK ve civar adalarda yerleşik Yunan Patriot ve S-300 bataryalarını, ileri karakollarını tahrip edebiliriz. Kara ve deniz kuvvetlerimizin de olası bir çatışmaya dahil olmasıyla; seyir net bir şekilde lehimize dönecektir. Kısa menzilli balistik füzemiz Bora ile Atina dahil menzilimiz içindeki birçok hasım unsuru tarumar edebiliriz. Gemisavar füzemiz Atmaca’nın kıyı konuşlu versiyonu ile tüm Adalar Denizi’nde ve sahip olduğumuz 1 sistem/2 batarya S-400 ile malum hava sahasının büyük bölümünde “Erişimi Engelleme-Bölgeden Men Etme (A2/AD) stratejisini”, uluslararası tabirle Anti Access (A2) Area Denial (AD) uygulayabiliriz. Ocak ayı içerisinde Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar, S-400’ün bir yerde sabit durmayacağını ve risk/tehdit kıymetlendirmesi neticesinde nerede ihtiyaç olursa orada konuşlandırılacağını belirtmişti.


Bir tarafta teçhizat ihtiyacının %70ten fazlasını ulusal endüstrisiyle karşılayan Türkiye, diğer tarafta taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışan Yunanistan. Bir tarafta kendi helikopterini, silahlı insansız hava aracını, çeşit çeşit füzelerini, torpidosunu, savaş gemisini ve nicesini üreten Türkiye; diğer tarafta hibe ve borçlandırma yöntemiyle komşusuna karşı kışkırtılan, empreylistlerin öncü tabur gördüğü Yunanistan. İnşallah olmaz. Ama topyekun bir harbin sonucunu tartışmanın gereği dahi yok.




Değerlendirme

Son kısım haricinde genel olarak muharip jet filoları üzerinde fazlaca durmamızın bir sebebi var. Avrupa, Afrika ve Asyanın kesişme noktasında; Ortadoğunun hemen yakınında, Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanacak bir sıcak çatışma halinde, dünyanın seyirci kalacağını düşünmek saflık olur. Amerikadan Rusyaya, Avrupadan Çine tutun da bölgede söz sahibi birçok devlet; çatışmayı durdurmak için iki tarafa da yoğun baskı uygulayacaktır. Bırakalım bir günü, 6 saat dolmadan zoraki bir ateşkes sağlanacaktır. İşte bütün marifet bu 6 saate ne sığdırabileceğimizde, ne sığdırabileceklerinde. Bu kısa sürede hızlı reaksiyon gösterecek başat güç, muharip jetlerdir. Erken görüp uzaktan vurabilen; ateşkes sonrası daha avantajlı ve yüksek motivasyonlu olur. İşte kısaca bu sebeplerden ötürü muharip jet envanterimizi ivedilikle takviye etmeliyiz.

Denizin öbür yanındaki şirin komşularımıza da çağrımız olsun. Gelin, bırakın emperyalistlerin tahtasında piyon olmayı. Bölgenin asıl sahipleri olarak adilce paylaşalım zenginlikleri. Geçen asırda olduğu gibi tekerrür etmesin tarih. Alışık olduğumuz şekilde kapatalım; milli bağımsızlığımız için ter döken mühendislerimize ve eli tetikte bekleyen askerlerimize selam olsun!

GEÇMİŞTEN DERS ÇIKARALIM

F-35 projesinden çıkarılmamızla artık iyice kesinleşti ki, Hava Kuvvetlerimizin istikbali, Milli Muharip Uçak projemizin akıbetine bağlı. He...