Türk Savunmam Sanayi’nin bugünkü kurumsal yapısı her ne kadar 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası oluşmaya başladıysa da esas ‘ayaklanması’ 2000 sonrası ortaya konan iradenin ürünüdür. Bu dönemler kara, deniz, silah ve mühimmat alanlarında gerçekleşen özgün üretimler; güvenlik güçleri ihtiyaçlarının yerli endüstri ile donatı oranını %20’lerden %70’e kadar çıkarmıştır. Esasında bu oran 2012’de %54’ü görmüştü. Son 8 yılda %54’ten %70e gelinebilmesi, ‘yürüyüşte’ bir yavaşlamaya işaret. Bunun en büyük sebebi havacılık ve motor teknolojilerinde devam eden ciddi dışa bağımlılık. Mevcut millileştirme projeleri dikkate alındığında bu açığın kapanması için temizinden 10 yıla ihtiyaç var. Tabi bu planlı/programlı gidişi ‘tökezletmek’ için çekilen bir takım operasyonlar söz konusu. Okyanus ötesinden ABD ve Kıta Avrupası’ndan Fransa ile artık stratejik boyuta tırmanan ayrışma/gerilim, resmi dokümanlarda da yer bulmaya başladı. İlk davranan ABD oldu. CAATSA (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act/Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) ilk defa bir NATO üyesi ülkeye, Türkiye’ye karşı uygulandı. Fransa, Yunanistan ve Hollanda gibi kronikleşmiş Türk karşıtı ülkelerin de girişimiyle Avrupa’dan da Mart ayında benzer saldırıların gelmesi muhtemel. Onlar için esas belirleyici faktör, Biden’ın izleyeceği politikalar olacak. En nihayetinde ekonomik ve kritik teknolojilerin kısıtlanmasıyla, Türkiye baskı altına alınmaya çalışılacak. Çalışılıyor da… Özellikle Amerikan yaptırımı, birkaç yıldır belirsizliğini koruyan Pakistan’a T129 Atak Helikopteri ihracatı için gereken motor lisansının, kesin şekilde imkân dışı kalmasına sebep olacak. Milli motor TS-1400’ün Atak’a kalifiye olup seri şekilde üretilebilmesi 2025 sonrası ancak mümkün. Bu süreçte Pakistan, ihtiyacını karşılamak için Çin’e yönelecektir. Eğer bu olursa ABD’nin ahmaklığı, en büyük rakibi Çin’e artı puan yazdıracak stratejik bir hataya, taktik aptallıkla sebebiyet vermek olacak. Güya aynı ittifakta olduğu Türkiye’yi de 1.5 milyar dolarlık bir ihracattan mahrum bırakacak. Benzeri örnekler çoğaltılabilir. SSB’nin (Savunma Sanayi Başkanlığı) uluslararası iş payını zayıflatmak için yabancı bankalardan kredi kullanımını kısıtlayan maddeler de devreye girdi. Sonuç olarak kısa vadede yara alacağımız bir gerçek. Orta ve uzun vadede nasıl gelişmeler olacağı ise tamamen bizim inisiyatifimizde. Savunma Politikaları ve Havacılık Uzmanı Arda Mevlütoğlu’nun, Silahlar ve Tereyağı podcast serisi bölüm 33’te dile getirdiği gibi, “Ambargolar için, kötü komşu insanı ev sahibi yapar diyoruz. Hayır. Kötü komşu insanı, eğer birikimi varsa ev sahibi yapar. Hazırlığı, birikimi yoksa o kötü komşuyu çekmeye devam eder. O kahrı çekmeye devam eder.”
Eşit/Adil
Ortaklıklar
Önceki satırlarda da
değindiğimiz gibi esas açığımız havacılık ve motor teknolojileri. Havacılıkta
mihenk taşı, savaş uçağı olarak kabul edilir. Bu alanda 2010 sonunda Savunma
Sanayi İcra Komitesi’nin aldığı karara istinaden, Tusaş’a milli savaş uçağı
geliştirme görevi verildi. İsveç’li Saab ve Fransız Dassault Aviation firmaları
ile girilen kısa soluklu işbirlikleri pek verimli olmasa da 2013 sonunda proje
kabul edilebilir bir olgunluk seviyesine ulaştı. Detaylı/derin teknoloji
geliştirme ortaklığı için 2015’te İngiliz BAE Systems seçildi. 2017’de Birleşik
Krallık Başbakanı Theresa May’in Ankara ziyaretinde dönemin Başbakanı Binali
Yıldırım ile basın toplantısı sırasında BAE Systems ve Tusaş arasında 125
milyon dolar bedelli işbirliği anlaşması imzalandı. İki lider de anlaşmanın
hükümetler arası bir uzlaşı olduğunu ve iki devletin de bu işbirliğinin
arkasında olduğunu vurguladı. Hâlihazırda bu anlaşma dolayısıyla 100’den fazla
İngiliz mühendis Ankara Tusaş tesislerinde Türk mevkidaşlarıyla birlikte
çalışıyor.
Projede genel karakteristik dondurulmuş vaziyette. Yani uçağın boyu, eni, yüksekliği, kanat şekli, hava alığı, motor bölmesi vs. 2023’te hangardan çıkışı planlanıyor. Bu ön gösterim sonrası yer testleri başlayacak. 2026’da uçuş testleri ve akabinde 2030’da seri üretim. BAE Systems ile yapılan işbirliği teknoloji geliştirmeyi kapsıyor. Üretim sürecinde ortaklık olacağına dair şu an için kesinleşmiş bir plan yok. Ancak yer testlerinin başlamasıyla beraber ortaklıklar kurulacağını göreceğiz. Özellikle Malezya’nın projeye olan ilgisi sektör çevrelerinde bilinen bir husus. Hatta Temmuz 2019’da Paris Air Show’da MMU’nun tam ölçekli maketi ilk defa sergilendiğinde yüksek rütbeli Malezya askeri heyetinin katılımı dikkat çekmişti. Tusaş Genel Müdürü Temel Kotil’in bu yılın başında Anadolu Ajansı’na verdiği demeçlerden anladığımız kadarıyla Bangladeş (Hisar-O+ tedarik edecek), Pakistan (Ada Sınıfı Korvet tedarik ediyor, T129 sürüncemede), Endonezya (Kaplan Orta Sınıf Tank tedarik ediyor), ve Kazakistan (Otokar ve Aselsan, yerel şirketlerle ortak tesisler işletiyorlar) projeye dâhil olma potansiyeli bulunan ülkeler. Haricen, Karabağ’ı özgürleştirme harekâtı sırasında Türk Savunma Sanayi, Azerbaycan Ordusu’nu oldukça doygun sayılabilecek seviyede teçhiz etti. Bu somut yakınlaşma, yıllardır sloganlara sıkıştırılan zayıf birlikteliği aşıp, stratejik ortaklığa doğru yol alınmasını sağladı. Azerbaycan’ın Hürkuş (Başlangıç ve temel eğitim uçağı) ve T129 Atak’a istekli olduğu biliniyor. MMU konusunda henüz ciddi bir emare görünmese de artık potansiyel çok yüksek.
Söz konusu bu
ülkelerden iki ya da üçünün MMU projesine ortak olması halinde, maliyetler
düşecek, üretim hızlanacak ve artacak, ayrıca ortaklıklardan kaynaklı olarak
Türkiye harici coğrafyalarda da tedarik garantisi olacak. Hatta kim bilir,
belki üretim sürecinde Rolls Royce ile motor ve BAE Systems ile bazı kritik
aksamın birlikte üretimi gündeme gelebilir. Emareler var… Resmiyete dökülmediği
için kamuya açık bir ayrıntı henüz bilmiyoruz. Hayata geçmesi halinde Birleşik
Krallık ile derinleşen askeri ve siyasi işbirliği… AB’den ayrılan, serbest
ticaret anlaşması yaptığımız Birleşik Krallık. Son yıllarda Doğu Akdeniz’de,
Libya’da ve Körfez’de karşımıza dikilen ittifaklarda yer almayan Birleşik
Krallık. Fransa’yı baskılamak için verimli bir ortaklık… Konuyu fazla
dağıtmadan diğer bağımlılık kalemine gelelim. Motorlar!
Ukrayna
Genel Profili ve Türk Endüstrisi ile İşbirliği
Üniversite yıllarında
Dış Politika dersine girdiğim Prof. Dr. Meltem Bostancı hocam, 1071
Malazgirt’ten bugüne gelen medeniyetimizi tanımlamak için “Ne Doğulu kalabildik,
ne de Batılı olabildik.” diyordu. Zorlama olmayacak bir benzetmeyle SSCB
sonrası Ukrayna için de aynı ifadeyi kullanmak mümkün. Bağımsızlığını
kazandığından beri ne ekonomik, ne de siyasi istikrarını sağlayabilmiş değil.
2004’ün sonlarında gerçekleşen Turuncu Devrim, 2010 Rusya’ya yakın iktidar ve
2013 sonrası yeniden Batı destekli ayaklanmalar nihayetinde 2014 travması… Son
yıllarda NATO ve AB üyeliği gündemden kalkmış olsa da Rusya’yla da barışmak
ihtimali oldukça uzak bir geleceğe kalmış durumda. Yani tam bir ‘iki arada, bir
derede’ hali. Büyük ekol güçleriyle girdiği ilişkilerden verim alamayan
Ukrayna, Türkiye, Azerbaycan, Pakistan ve Birleşik Krallık gibi ülkelerle doğrudan;
herhangi bir uluslararası çatı altına girmeden ilişki kuruyor. Eğitimli
sayılabilecek nüfusu ve Sovyetlerden kalma sanayisi ile büyük potansiyel ve
fırsatlar barındırıyor. Türkiye ile karşılıklı çıkara dayalı, proje bazlı
birçok girişimi bulunuyor. Hâlihazırda aktif Bayraktar TB2 SİHA kullanıcısı.
Akıncı TİHA’yı tedarik etmesi kuvvetle muhtemel. Ada Sınıfı Korvet tedariki
için anlaşma imzalandı. 2 gemi Türkiye’de ASFAT A.Ş. tarafından üretilip
doğrudan ihraç edilecek. 2 gemi de Ukrayna’nın Okean Tersanesi’ne yapılacak
teknoloji transferiyle orada üretilecek. Tıpkı Pakistan’la yaptığımıza benzer
bir anlaşma. Okean yerine Karaçi. Tek fark bu. Tabi bizim de aldığımız ürünler
var. M60 tanklarımızı koruması için geliştirilen Akkor Pulat sistemi,
Ukrayna’ya ait Zaslon-L’den izler taşıyor. Ayrıca Libya’da kullanmak için S-125
Peçora hava savunma sistemi tedarik ettik. Bunlar hazır sistemlerin doğrudan
tedariki ya da kısmen ortak üretimi. Esas kritik işbirliği motorlarda.
Ortak
Motorlarla Aşılacak Zorluklar
2021’de peyderpey Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterine girmeye başlayacak Akıncı TİHA, hâlihazırda Ivchenko-Progress Motor Sich AI-450T turboprop motoruyla testlerine devam ediyor. Ukrayna üretimi bu motor 450 beygir güç üretebiliyor. İlk düşük hızla üretim kafileleri bu motora sahip olacak. Orta vadede ise daha ağır görevler için 750 beygir gücünde motorlara ihtiyaç var. Baykar Makina (%51) ve Ivchenko-Progress (%49) arasında kurulan ortak şirket Blacksea Shield (Karadeniz Kalkanı), mevcut AI-450T motorunun altyapısını geliştirerek bu ihtiyaca cevap verecek. Gelelim denize. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Ukrayna 4 adet MİLGEM Ada Sınıfı Korvet tedarik edecek. Mevcut korvetler Amerikan malı General Electric Aviation imalatı LM2500 gaz türbin motorundan güç alıyor. Ukrayna Donanması için üretilecek gemilerde ise Ukrayna Savunma Bakanlığı’na ait Zorya-Mashproekt firmasının UGT25000 gaz türbin motorları entegre edilecek. Bu serüvenin sonunda gerekli modifikasyonların yapılması ve uyumluluğun sağlanmasıyla İstif Sınıfı Firkateyn ve TF-2000 Muhriplerimiz için Amerikan bağımlılığı sonlandırılmış olacak. Amerikan ambargosundan mıdır, yoksa mali krizden midir bilinmez; İstif Firkateyn üretim sürecinde yaşanan durağanlık, ilgilileri üzmekte ve Doğu Akdeniz’de donanmamızın daha caydırıcı olmasını geciktirmektedir. Eğer ambargodansa sorun yok, Ukrayna ile derinleşen kazan-kazan ilişki bu zorluğun üstesinden gelebilecek nitelikte. Yok eğer mali krizdense, bir şey diyemem…
Ayrıca belirmeliyim ki, otomobil üretir gibi hızlı şekilde gemi üreten Çin Halk Cumhuriyeti, doksanlı yılların başında Tip52 Muhripleri için Amerikan LM2500 motorlarını tedarik etmek istese de, maruz kaldığı ambargodan dolayı Ukrayna UGT25000 motoruna yönelir. Bu durum hem Çin’in bugün edindiği yüksek tonajlı donanma kurma yeteneğinin temelini oluşturur, hem de yeni bağımsızlık kazanmış Ukrayna’ya can suyu olur. Aynı senaryonun Türkiye için de gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel. Sıra geldi füze motoruna.
Uzun yıllardır Gezgin adında devam eden bir seyir füzesi projemiz var. Amerikan Tomahawk muadili olması planlanıyor. 1000 km.ye yakın menziliyle stratejik anlamda bir kuvvet çarpanı etkisi yaratacak. Bu füzeyi geliştirmek için yakıt teknolojisi, güdüm kiti, harp başlığı ve aerodinamik konusunda yeterli birikime sahibiz. Tek eksik motor! Orta menzilli SOM ve Atmaca füzelerimizde Fransız Safran’ın TR-40 motorları kullanılıyor. Kale Grubu’nun milli imkânlarla geliştirdiği KTJ-3200 turbojet motoru hazır olmaya çok yakın. SOM ve Atmaca’nın seri üretiminde bu motorlar entegre edilecek. Ancak kardeşlerine göre ağırsıklet olan Gezgin için daha güçlü ve büyük bir motora ihtiyaç var. Burada devreye Ivchenko-Proress’in AI-35 motoru giriyor.
C4 Defence dergisinin aktardığına göre ProZorro kamu ihale platformunda yayınlanan yeni belgelerde, AI-35 motoru için Ivchenko-Proress firmasının yaklaşık 200 adet alt bileşen/parça satın aldığı yer aldı. İlk parti üretimin tamamlanmasıyla ilerleyen aylarda 12 adet motor Türkiye’ye teslim edilecek. Akabinde füze montajlanıp nihayet testlere başlayabilecek. Seri üretim aşamasında hangi motorun kullanılacağı şu an gündemde değil. Bu bahsi kapatmadan bir ekleme yapmalıyım. Ortak kurulan şirket Blacksea Shield’in, Baykar Makina’nın üzerinde çalıştığı Muharip İnsansız Uçak Sistemi (MİUS) için Ivchenko-Proress ürünü AI-25 TL motorunu uyarlaması planlanıyor.
Son bir örnek daha
verelim. Ukrayna tarafı Türkiye’ye Antonov AN-178 kargo/nakliye uçağının ortak
üretimini öneriyor. Bizim taraf maliyet etkin bulmadığı için henüz olumlu bir
cevap vermiş değil. Ancak pandemi sonrası kartların yeniden dağıtılmasıyla, çok
beklenmedik değişimlere gebe dünya.
Asya/Doğu
İşbirliklerine Kapı Aralanabilir







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder